Bülent GÜNDOĞMUŞ

Borgesvari Kaotik Fısıltılar

Borges 1980 yılında MIT’de yaptığı bir söyleşide, dinleyicilerden fizikçi Kennet Breacher, üstada, karmaşıklıkla ilgili uzun bir açıklama yaparak dünya görüşünü sorar. Breacher’in uzun açıklaması, fizikçilerin karmaşık olaylar dünyasını birkaç ilkeye indirgemek, Borges’inki ise tam tersine, evrenin muazzam karmaşıklığını kanıtlamaya çalışarak fizikçilerin karmaşıklığı çözme çabalarını boşa çıkarmak olduğu şeklindedir. Borges dünya görüşünü şöyle açıklar:

“Bence dünya bir bilmece. Bunun harikulade bir yanı varsa, o da bu bilmecenin çözülememesi. Ama ben tabi dünyanın bir bilmeceye ihtiyacı olduğu kanısındayım. Hep hayretler içinde kalıyorum. Örneğin 1899 yılında ta Buenos Aires’te doğdum ve şimdi burada, Amerika’da dostlar arasındayım. Bu inanılmaz bir şey ama doğru da. En azından ben doğru olduğunu sanıyorum. Ya da kim bilir, belki de burada değilimdir” (Borges Sekseninde, 128).

* * *

“Bir keresinde edebi amaçlarla bir fantezi kurmuştum. Hepimizin her an bir başkasına dönüştüğü fantezisi. Eh, bir başkasına dönüştüğünüz için bunun farkında değilsinizdir tabii. Örneğin belli bir anda ben size dönüşürüm. Siz bana dönüşürsünüz. Ama değişim, yer değiştirme bütünüyle olduğundan hiçbir anınız yoktur, değişmekte olduğunuzu bilmiyorsunuzdur. Sürekli değişiyorsunuzdur; aydaki insan olabilirsiniz ama bunu bilmeyeceksinizdir çünkü aydaki insan olduğunuzda geçmişiyle, anılarıyla, korkularıyla, umutlarıyla, vb. aydaki insan olmuşsunuzdur.” (Borges Sekseninde, 51-52).

 

Borges Kaos

 

“Şu anda bizim başımıza gelen aynı şey, tek farkı, iki kişi olmamız. Seni bekleyen gelecek olan benim geçmişimle ilgili bir şeyler öğrenmek ister misin?” (Öteki, Kum Kitabı:  9).

* * *

“Evin bütün bölümleri birçok kere tekrarlanıyor, her yer başka bir yer. Tek bir havuz, avlu, yalak ya da samanlık yok; on dört (sonsuz) samanlık, yalak, avlu, havuz var. Ev dünyayla aynı büyüklükte; ya da daha doğrusu, dünyanın ta kendisi… Her şey birçok kere tekrarlanıyor, on dört kere, ama dünyada sadece iki şey var ki onlar yalnızca bir tane galiba: yukarıda içinden çıkılmaz güneş; aşağıda Asterion. Belki yıldızlar ve güneşi ve bu dev evi de ben yarattım, unuttum gittim” (Asterion’un Evi, Alef: 67).

* * *

“Yeryüzü, baştan başa epeski biçimlerle kaplıdır, bozulmayan sonsuz biçimlerle; aradığım simge onlardan herhangi biri olabilirdi. Bir dağ olabilirdi tanrının söylemi, bir ırmak ya da bir imparatorluk ya da yıldız kümeleri. Ne var ki yüzyıllar süresince dağ yassılır, ırmak yatağını değiştirir, imparatorluklar başkalaşmalara uğrayarak alaşağı edilir ve yıldız kümeleri değişir. Gökkubbede değişme vardır. Dağ ve yıldız, bireydirler ve bireyler yok olur. Daha direngen, daha etkilenmez bir şey arıyordum ben. Gelmiş geçmiş, tahıl, ot, kuş, insan kuşaklarını düşündüm. Belki de o tılsım, sonunda benim yüzüme yazılacaktı, belki de arayışımın bitimi kendimdim. Bu kuruntuyla kavrulurken birden bire jaguarın, tanrının niteliklerinden biri olduğunu anımsadım” (Tanrının El Yazısı, Alef: 109).

* * *

“İnsan dillerinde bile evrenin tümünü imlemeyen tek önerme yoktur diye düşündüm, kaplan dendikte, onu peydahlayan kaplanlar, ona yem olan geyiklerle kumrular, o geyiğin beslendiği çimen, çimene analık eden toprak, toprağı doğuran gök de denmiştir” (Tanrının El Yazısı, Alef: 110).

* * *

“Sen uyanıklığa değil önceki bir düşe uyanmışsın. O düş, bir başka düşle sarmallıdır, o da bir başkasıyla ve bu böyle sonsuza kadar gider, sonsuz da kum tanelerinin sayısıdır. Geriye dönerken izlemen gereken yolun sonu yoktur ve sen bir daha gerçekten uyanmadan öleceksin”  Yitmiştim sanki. Kumlar dolmuş ağzıma yine de haykırdım: “Düşlerin bir kum taneciği öldüremez beni, ne de düşler vardır düşler içre. Bir ışık yalazında uyandım” (Tanrının El Yazısı, Alef: 110-111).

* * *

“Sudan yapılmaydı bu Çark, sudan ve ateşten, ayrıca (ucu göründüğü halde) sonsuzdu. Gelecek, şimdi, geçmiş ne varsa içiçe biçim veriyorlardı ona, ben o toplam dokunun ipliklerinden biriydim… Ey anlayışın mutluluğu, imgelemi ve duygulanmayı aşan mutluluk. Evreni gördüm, evrenin çok özel tasarılarını gördüm” (Tanrının El Yazısı, Alef: 111).

* * *

“Gökyüzündeki yıldızlar yeniden ışıklı yollarına koyuldular” (Ayna ve Maske, Kum Kitabı: 63).

* * *

“Kardeş oldukları söylenebilirdi, ya da zaman onları birbirlerine benzetmişti” (Yorgun Bir Adamın Düşülkesi, Kum Kitabı: 79).

 

Notlar

Barnstone, Willis (2017). Borges Sekseninde, Sohbetler, çev. Celal Üster, İstanbul:  Can Yayınları.

Borges, Jorge Luis (2009a). Alef, çev. Tomris Uyar, Fatih Özgüven, Fatma Akerson ve Peral B. Charum, İstanbul: İletişim yayınları.

Borges, Jorge Luis (2010a). Kum Kitabı, çev. Yıdız Ersoy Canpolat, İstanbul: İletişim Yayınları.

 

, , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>