Bülent GÜNDOĞMUŞ

Mavi Köşe ile Şadırvan

Tadı hala damağımda olan geçen akşam yediğim ev yapımı dondurmanın içindeki hafif süt kokusu, beni, tıpkı Proust’un Kayıp Zamanın İzinde’ki kahramanı Marcel’in halasının ıhlamura batırıp verdiği madleni yedikten sonra çocukluğuna gitmesi gibi çocukluğuma götürmüştü.[*]

Kapıları ve pencere pervazları çivit mavisine boyanmış olduğu içi nazar boncuğu gibi köşeye kurulmuştu. Kareyi bulduktan sonra bir masanın etrafındaki sandalyelerine kurulup işi altmış altıya bağlayan müdavimleri, kışları buğulanan camların arkasından zamanı genişleterek anın sonsuzluğu içinde yaşıyorlar, yazları ise, hemen karşıdaki şadırvanın şırıldayan sularına karışan kahkahalarıyla etrafa neşe saçıyorlardı.

Özellikle çocuklar yazın hemen gelmesi için sabırsızlanırlar, o güzelim mis gibi süt kokan sade dondurmasının tadına bakmak için can atarlardı. Akhisar’ın bunaltıcı sıcaklarından kurtulmanın yollarından biri Mavi Köşe’nin işte bu dondurmasının tadına bakmaktı. Dedem, Mavi Köşe’nin müdavimlerinden olduğu için çok şanslıydım.

 

Bülent,Toskana

 

Daire şeklinde sıralanmış dev çınar ağaçları, dairenin ortasında bir şadırvan, şadırvanın ortasında da bir fıskiye vardı. Bir noktadan belli bir kalınlıkta havaya doğru sütun gibi fışkırdıktan sonra ortasından sayısız ince sütunlara ayrılıp yay çizerek içbükey bir daire oluşturan suların, önce şadırvanın o narin ve yuvarlak kademelerine, oradan da havuza ulaştıklarında bestelediği müzik etrafa tatlı bir serinlik saçardı. Bu müziğe eşlik eden etraftaki kumruların hüzünlü “guguk”lamalarıya oluşan harmoni ise zaman ötesinden gelen bir “sessizlik” gibiydi; rüyalarımızda seslenmek istediğimiz halde bir türlü ses çıkaramadığımız “anlar” misali…

Şadırvan, Mavi Köşe’nin yazlık kısmıydı. Her gidişimde büyülenirdim.

  • Çay yap, çayları iki yap, üç yap, beş yap!
  • Buyruuun, çaylar tavşankanı mübarek. Dondurma isteyen?
  • Dede hava çok sıcak, ben dondurma istiyorum, sade olsun.
  • Tabi evladım. Torunuma bir sade dondurma. Bol olsun.
  • Tamam bey amca, hemen. Dondurma sade olsun, bol olsun.

Mavi Köşe’nin, müdavimlerini hemen karşısındaki şadırvanda ağırladığı o sıcak yaz günlerinde zaman ötesinden gelen bu sessizliği tekrar dinlemek için neler vermezdim?

 

Notlar

[*] Tüm zamanların en muhteşem ve sonsuz geri dönüşüdür bu: “Halamın ıhlamura batırıp bana verdiği bir parça madlenin tadını tanır tanımaz (bu hatıranın beni niçin bu kadar mutlu ettiğini henüz bilmediğim ve bunu keşfetmeyi çok sonraya erteleyeceğim halde), Léonie Halamın odasının bulunduğu, sokağa bakan eski gri ev, bir tiyatro dekoru gibi gelip annemler için yapılmış olan, arkadaki bahçeye bakan küçük eve (o âna kadar gördüğüm tek kesite) eklendi; evle birlikte, sabahtan akşama, her mevsimde kent, öğle yemeğinde beni gönderdikleri Meydan, alışveriş yaptığım sokaklar ve hava güzel olduğunda yürüdüğümüz yollar da görüntüde yerlerini aldılar. Ve tıpkı Japonların, suyla dolu bir porselen kâseye attıkları silik kâğıt parçalarının, suya girer girmez çözülüp şekillenerek, renklenerek belirginlik kazandığı, somut şüpheye yer bırakmayan birer çiçek, ev, insan olduğu oyunlarındaki gibi, hem bizim bahçedeki, hem M. Swann’ın bahçesindeki bütün çiçekler, Vivonne Nehri’nin nilüferleri, köyün iyi yürekli sakinleri, onların küçük evleri, kilise, bütün Combray ve civarı şekillenip hacim kazandı, bahçeleriyle bütün kent çay fincanımdan dışarı fırladı.” Marcel Proust, Marcel (1999). Kayıp Zamanın İzinde, Swann’ların Tarafı, çev. Roza Hakmen, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, s. 50-53.

 

, , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>