Bülent GÜNDOĞMUŞ

Meraklı Olmak

Albert Einstein 2 Mayıs 1955 yılında Life dergisine verdiği bir mülakatta “Önemli olan soru sormaktan vazgeçmemek… Kutsal meraklı duygusunu asla kaybetmemek” der (Akt. Ball, 2014: 15). “Meraklı” kelimesi Latince dikkat anlamına gelen curadan gelir ve en azından 17. yüzyıla kadar “meraklı” bir insan dikkatli ve tedbirli bir biçimde inceleme yapan insan anlamına geliyordu. Thomas Hobbes’a göre “merak” insanlığın tanımlayıcı özelliklerinden olup iyi bir şeydir. 1651’de yayınladığı ünlü eseri Leviathan’da şunları yazar:

“Neden ve nasılı bilme arzusu, MERAK; bu öyle bir şeydir ki, sadece insanda vardır: yani insanı diğer hayvanlardan ayıran, sadece aklı değil, ayrıca bu özel duygudur; hayvanlarda, yeme ve içme arzusu ve diğer nefsani hazlar baskın olduğu için, sebepleri öğrenme ihtiyacı bulunmaz; bu ihtiyaç aklın bir tutkusu olup, sürekli ve yorulmak bilmez bilgi üretiminden ısrarla zevk alınması nedeniyle herhangi bir cinsel hazzın kısa süreli şiddetini aşar” (Hobbes,  2008:  51).

Düşüncede özellikle doğa bilimlerinde yaşanan ve Fritjof Capra’ya göre Mikolaj Kopernik’in dünyayı evrenin merkezi kabul eden jeosantrik görüşün bir kenara atmasıyla 1500’lerde başlayıp 1750’lere kadar süren dönemi karakterize eden dönüşümler çoğu kez Bilimsel Devrim olarak anılır (Capra &Mattei, 2017: 57). Merak kelimesi bu zaman aralığında Avrupa kaynaklarında 1650’lere kadar çok az geçiyor, ancak bu tarihte aniden artıyor ve 1700’de zirve yapıyordu (Ball, 2014: 18). Bu anlamda merakın bilimle ilişkisi çok açıktı.

Yine Philip Ball’ın aktardığına göre Michel Foucault için merak insanın var olana ve var olabilmiş olana ilgisini çağrıştırır. “Etrafımızda bulunan garip ve eşsiz şeyleri bulma hevesi; aşinalıklarımızdan vazgeçme ve aynı şeylere farklı gözlerle bakma hevesi; olanları ve yok olanları kavrama arzusu; önemli ve elzem şeylerin geleneksel hiyerarşisine duyulan kayıtsızlık” Akt. Ball, 2014: 17). Foucault merak tarafından büyülenmek ve ayartılmak, tıpkı Einstein’ın dilini çıkardığı fotoğrafında olduğu gibi şaşırmak üzere gözlerini açmak, eski fikirleri ortadan kaldıracak yeni deneyimlere açlık duymak ister gibidir.

Ball’a göre, “Merak bir ruh hali olduğu kadar bir niteliktir de. Eğer bir şeyi merak uyandırıcı (curious) olarak nitelendiriyorsak (Alice’in yaptığı gibi onu ‘gittikçe daha tuhaf’ buluyorsak), genellikle bu şeyde bir tuhaflık olduğunu ima ediyoruz demektir “(2014: 23). Bu anlayış Bertolth Brecht’in şu deyişiyle uyum içindedir: “Tanıdık olanda tuhaf olanı / Günlük olanda açıklanamaz olanı / Kuralda kurala uymayanı keşfediniz” (Akt: Moles, 2001: 239).

İster üzerimize vazife olmayan şeyler hakkında merak duyalım isterse gerçeği ciddi bir niyetle arayalım, bunu, ileride göreceğimiz gibi, Isaiah Berlin’in birçok şeyi bilen tilkisine ya da tek bir şeyi derinlemesine bilen kirpisine benzer şekilde yaparız ve yaratıcılığın kaynaklarından biri de budur. Yani insan, takıntılı, tutkulu ya da ölçülü düzeylerde meraklı olabilir.

merak

Cesare Ripa’nın Iconologiası’nda (1593) resmedilen “merak”.

Meraka yüklenen bu olumlu anlayışın yanı sıra, özellikle erken Hıristiyanlık döneminde son derece olumsuz bir anlayış da söz konusuydu. Hıristiyanlığın fikir babalarından Aziz Augustinus  (354-430) İtiraflar’da şöyle yazar:

“Bütün duyularımızı ve bütün tutkularımızı memnun eden, kendisine köle ettiği insanları senden uzaklaştırıp mahveden o hazda bedenin şehvaniliği gizlidir. İşte bu şehvanilik yanında, aynı tensel duyular tarafından ruha taşınan… tensel yolla yeni deneyimler edinmekten hoşlanan bir tür hırs gizlidir; boş ve mütecessis bir meraklılık, adına bilgi ve bilim desek yeridir….Tanrısal belagat onu göz tutkusu olarak adlandırır” (Augustinus, 2010: 342).

Görüldüğü gibi merak yine Hobbes’un kullandığı cinsel haz metaforuyla tanımlanmaya çalışılıyor, ama bu kez kötü bir anlam yükleniyor. Augustinus aynı eserinde meraklı olmayı  sapkınlığa kadar götürür.

Merakı bir ihtiras, şehvani bir eylem olarak niteleyen ortaçağ anlayışı 17. yüzyılın başlarına kadar etkisini sürdürmeye devam eder. “Cesare Ripa insani niteliklerin klasik temsillerini resmettiği popüler simgeler kitabı Iconologia’da merakı üstü başı dağınık, vahşi bir kadın olarak betimliyor, vermek istediği mesajı resmin başlığında iyice netleştiriyordu: ‘Merak, bilmeleri gerekenden daha fazlasını öğrenmeye çalışanların dizginlenemez arzusudur” (Ball, 2014: 43).

Kadınları hemen her gün şiddete maruz kaldığı, eğitimden mahrum edilmek istendiği günümüz Türkiye’sini sadece hatırlatmak isterim.

 

Kaynakça

Augustinus (2010). İtiraflar, çev. Çiğdem Dürüşken, İstanbul: Kabalcı Yayınları.

Ball, Philip (2014). Merak, çev. Berna Günen, İstanbul: Kolektif Kitap.

Capra, Fritjof ve Mattei, Ugo (2017). Hukukun Ekolojisi, çev. Ebru Kılıç, İstanbul:  Koç Üniversitesi Yayınları.

Hobbes, Thomas (2008). Leviathan, çev. Semih Lim, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Moles, Abraham (2001). Belirsizin Bilimleri: İnsan Bilimleri İçin Yeni Bir Epistemoloji, çev. Nuri Bilgin, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>