Bülent GÜNDOĞMUŞ

Zaman Üzerine Kısa Bir Not

David Harvey Postmodernliğin Durumu’ nda hemen hepimizin kabul edebileceği şu temel gerçeği tespit etmektedir:

“Mekân ve zaman insan varoluşunun temel kategorilerindendir. Ama bu kategorilerin anlamını pek az tartışırız; bunları oldukları gibi kabul etme eğilimi gösteririz, içeriklerini sağduyuyla ya da aşikârmışçasına ele alırız. Sanki her şey nesnel bir zaman ölçeğinde yerini bulabilirmiş gibi, zamanın akışını saniyeler, dakikalar, saatler, günler, aylar, yıllar, on yıllar, yüzyıllar ve çağlar aracılığıyla kayıtlara geçeriz. Fizik biliminde zaman güç ve tartışmalı bir kavram olduğu halde, bunun alışılmış günlük programımızı dayandırdığımız sağduyuya yaslanmış zaman anlayışına müdahale etmesine izin vermeyiz.”[1]

Benzer yaklaşımı gösteren Immanuel Wallerstein’da Sosyal Bilimleri Düşünmemek ’de şunları yazar:

“Çok az şey bizim için zaman ve uzay kadar kendiliğinden aşikârdır… (Ama) çok azımız çok sayıda zaman ve uzay türleri olduğunu söyleyecektir… Zaman ve uzay çoğumuz için, yalnızca oradadır – süregiden, objektif, dışsal ve değiştirilemez. Bize zamanın ve gelgit hareketinin hiç kimseyi beklemedikleri söylenmiştir.”[2]

Bir yandan hakkında hem çok şey bildiğimizi zannettiğimiz, öte yandan ise hem çok az şey bildiğimiz ama herhangi bir lüzum hissetmediğimiz için bir şeyler öğrenmeyi aklımıza bile getirmediğimiz zaman, sanki işte orada öyle duran bir şeydir. Çünkü kendimizi genellikle onunla herhangi bir işimiz ya da ilişkimiz yokmuş gibi hissederiz.

 

Dali

Salvador Dali, The Persistence of Memory, 1931.

 

Emmanuel Levinas çeşitli makalelerinin toplandığı Sonsuza Tanık adlı kitabında, Philippe Nemo’nun kendisine sorduğu düşünmeye nasıl başlanır sorusuna şu cevabı verir:

“Düşünce, muhtemelen, sözel bir biçimde ifade edemediğimiz travma ve yoklamalarla başlar, bir ayrım bir şiddet sahnesi, zamanın yeknesaklığının ani bir bilincidir bu. Bazı kitapların okunmasıyla – her zaman felsefi kitaplar değildir bunlar – başlangıçtaki şoklar, sorunlar ve problemler haline gelerek insanı düşünmeye iter.”[3]

Zaman üzerine, 2009 yılında annemi beklenmedik biçimde kaybettikten sonra düşünmeye ve okumaya başladım. Daha sonra, aldığım notları çocukluk anılarımı da ekleyerek bastırıp eşe dosta dağıttığım bir kitapta topladım.[4] Kuşkusuz, yaşadığım bu süreç, ele avuca sığmayan ama bununla birlikte insanları ezerek onların yok olmalarına neden olan bu gizemli kavram hakkındaki merakımı arttırdı. Zaman artık benim peripeteia’m (baht dönüşüm) oldu. Şimdi zaman üzerine yeniden ve daha sistematik bir biçimde düşünüyor, okuyor ve yazıyorum.

 

René

René Magritte, La Durée poignardée, 1938.

 

Kaybettiklerimizi hep zamanın olmadığı sonsuzluğa uğurlar ve her nedense sonsuzlukta ışık olduğunu varsayarak, onların ışıklar içinde uyumalarını dileriz. Bir gün mutlaka kendimizin de toprak ya da kül olacağımızı bile bile, hiç ölmeyecekmiş gibi bizi ayakta tutan yaşama sevincimiz, insanlığın bir türlü anlaşılamayan iradesinin gücünü gösterir. Zaman eksenli günlük yaşamımızdaki kavga, sevinç, mutluluk, hüzün, korku, endişe, hayal, heyecan ve merak dolu günlerimizin bir gün bu ekseni terk ederek sonsuzluk denizine ya da boşluğuna dökülecek olması bizi ilgilendirmez.  Bu olağanüstü bir şeydir, çünkü aksi takdirde yaşam olmazdı.

* * *

Aristo’nun zaman anlayışı başka, bir zaman filozofu olan Augustinus’un zaman anlayışı ise bambaşkadır; Proust’vari zaman vardır, Joyce’vari zaman vardır; zaman Kant ve Hegel’de farklı akar, Wittgenstein ve Adorno’da daha farklı; Nietzsche “sonsuz şimdi”ye takılmış, Dostoyevski ise daima “şimdi”de yaşamıştır; Atay’ın zamanı tutunamaz, Tanpınar’ın zamanı ise tutulur; Mann’da zaman büyülü, Belıy’da ise heyecanlıdır; Heidegger’de zaman “Dasein” ile, Levinas’da ise “başka”sıyla birlikte var olur; Bergson için zaman “süre”dir, Borges’de çatallanır, Zerzan’da ise yok olur; Newton’un zaman anlayışı mutlak, Einsten’ın zaman anlayışı ise görecelidir; ve bu böyle ad infinitum devam eder gider. Bendeniz Bülent kulunuz ise sonsuza giden bu zaman tünelinde, zaman kitapları arasında Marxgil anlamda emek – zaman harcayarak yolunu bulmaya çalışıp durur.

* * *

Dünyaya şöyle ya da fırlatılmış olmak mucizevidir ve insan bu mucizeyi, yaşamını mucizevi bir biçimde, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi sürdürerek devam ettirmeli ve hep “şimdi” de yaşamalıdır.

“Evrenin Oluşumu

Ne karanlık ne kaos. Karanlık

Gören göz ister, sesin

Ve sessizliğin kulakları gereksindiği gibi

Ve ayna, biçimler ister kendini mesken tutan.

Ne uzam ne de zaman. Hatta ne de

Kafasında kuran bir tanrısal güç,

Zamanın ilk gecesinden önceki sessizliği,

Sonsuzlaşacak olan o ilk geceden.

Karanlık Herakleitos’un koca ırmağı

Gizemli yatağında dur durak bilmeden

Akar gider geçmişten geleceğe,

Akar gider bir unutuştan ötekine.

Hâlâ acı çeken bir şey. Yakaran bir şey.

Sonra gelir dünya tarihi. Şimdi.”[5]

 

NB: Zaman üzerine yoğun bir biçimde çalışıyorum ve yazmaya devam edeceğim. Bu sadece kısa bir başlangıç.

 

Notlar

[1] Harvey, David, Postmodernliğin Durumu, Çeviren: Sungur Savran, Metis Yayınları, İst. 1997, s.228.

[2] Wallerstein, Immanuel, Sosyal Bilimleri Düşünmemek, Çeviren: Taylan Doğan, Avesta Yayınları, İst., 1999, s. 193-194.

[3] Levinas, Emmanuel, Sonsuza Tanık, Çevirenler: Medar Atıcı ve Diğerleri, Metis Yayınları, İst., 2010, s. 297.

[4]  Gündoğmuş, Mustafa Bülent, Bir Demet Anı, Kitap Matbaası, İst., 2010.

[5]  Borges, Jorge Luis, Sonsuz Gül, Çev: Ayşe N. Akbulut ve Cevat Çapan, İletişim Yayınları, İst., 2010, s.12.

 

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

2 thoughts on “Zaman Üzerine Kısa Bir Not

  • perihan diyor ki:

    Olmakla yok olmak arasındaki süreç senin için yaşam zamanındır.
    Zaman akıp giderken seni tüketir. Bir saniye geri gidemiyoruz.
    Senin için yaşam zamanın ne zaman dolacak?
    Bilinmez. Bu dünyada var olmanın hakkını vermeliyiz.
    İnsanca yaşamalı, insanca ilişkiler içinde olmalıyız.
    Yok olma anı gelecek herkese ve her şeye.
    Yok olmak belkide zamanı değiştirmektir.
    Yaşamdaki zamanın her saniyesini değerlendirmeli ve
    kıymetini bilmeliyiz. Var olduk ve yok olacağız. Aradaki zaman bizim.
    Tüketirken farkındalıklarımız olsun.

    • bulentgundogmus diyor ki:

      Merhaba Perihan Hanım,

      Maalesef zaman oku, yani zamanın tersinmezliği (geri dönüşsüzlük) yasası omuzlarımızda büyük bir yük; yaşlanıyor ve belirsiz bir geleceğe doğru yol alıyoruz. Mesele, şimdiki zamanlarımızı genişleterek yaşamdan zevk almak olmalı. Geçmiş geriye gelmeyecek; gelecek ise belirsiz.

      Yorumlarınız için teşekkürler, sevgiler.

      Bülent

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>