Bülent GÜNDOĞMUŞ

Çağlak

Aşağıdaki her baktığımda içimi ılık ve hoş bir duygu kaplıyor; kendimi rüyada hissediyorum. Kalbim önce gümbür gümbür çarpıyor, sonra pır pır atıyor. “Hayal olmalı” diyorum, “gerçek olamaz.” Daha sonra da bir hüzün kaplıyor içimi, ufka bakıp iç geçirerek, “Zaman çok kısa” diyorum kendi kendime. “Zaman çok kısa. Keşke biraz daha uzun olsaydı zamanla aynı anlama gelen yaşam.” Kaç yıl önce çekilmiş hatırlamıyorum ama tahminime göre kırk yıl civarında olmalı; muhtemelen ben ortaokuldaydım. Soldan sağa, babam ve kucağındaki en küçük kardeşim şimdi Kanada’da olan, elinde topla Uğur. Babam, benim oyuncağımı elimden almış, adeta bıyık altından gülüyor. Sol eliyle tuttuğu uçurtmanın ipini görüyorsunuz değil mi? O uçurtma var ya, o uçurtma, o yıl Çağlak’ta en yükseklere tırmanan uçurtma olmuş, gökleri delmişti. Babamın sol koluna kaykılarak yaslanmış olan ise Uğur’dan bir büyük olan kardeşim Cahit. Şimdi Akhisar’da yaşıyor. Babamın hemen arkasındaki ise babaannem; dün gibi hatırladığım başörtüsü başında, sırtında mantosuyla, mahzun mahzun bakıyor. Babaannemin biraz önünde, babamın ise biraz arkasında, grubun hemen hemen tam ortasında annem oturuyor. Yine dün gibi hatırladığım başörtüsünün altından özenle taradığı her halinden belli olan o güzelim simsiyah gür saçları görünüyor. Yüzüne de ince ve tatlı bir Mona Lisa tebessümü kondurmuş. Ellerini birbirine kavuşturma biçimine bakar mısınız? Tıpkı Mona Lisa’nın elleri değil mi? Canım annem, genellikle yelek kazak giyerdi. Bu kez de öyle yapmış.

Çağlak Festivali

Dikkat ederseniz güneş var ama hava serince. Çünkü hepimiz kazak giymişiz; mevsim ilkbahar. Annemin solunda oturan genç kızlardan ilki Neval, yani büyük, ikincisi ise Nihal, yani küçük halam. En sağda ise karşı komşumuz Fatma Abla. Ben en arkada, belli ki oyuncağı elinden alınmış bir halde, annemle halamın arasında tuhaf bir yüz ifadesiyle oturuyorum. Birkaç yıl sonra İzmir’e, yatılı olarak okumak için Atatürk Lisesi’ne gidip yuvadan uçacağım her halimden belli oluyor sanki. Anneciğim ve tabii ki babaanneciğim, ömürleri boyunca benim “gurbette” olmama hiç dayanamadılar. Fotoğrafta 106 Sokak, No:9 sakinlerinden dedem ile benden bir küçük kardeşim Müjdat yok. Dedem Çağlak’a genellikle gelmezdi ama Müjdat’ın nerede olduğunu hatırlamıyorum.

Hepimiz güneşe baktığımız için gözlerimizi kırpmışız. Kıyafetlerimiz araştırmacılara göre orta-alt sosyo-ekonomik sınıfta olduğumuza işaret ediyor, ama tertemiz. Bir de galiba hepimiz geleceğe bakıyoruz. Bizi büyük sürprizlerle bekleyen geleceğe. Belirsiz geleceğe. Onu biz yaratacağız.

* * *

14 Mayıs 2009’da 550. yıldönümü kutlanan ve adı Çağlak Festivali ve Zeytin Şenlikleri olarak değiştirilen etkinlikler, Akhisar’a özgü geleneksel bahar bayramı özelliği taşımakta olup Hıdrellez ile Nevruz’un bir başka çeşididir. Rivayete göre, Akhisar’da doğduğum Hashoca Mahallesi ile sınır olan ve adını verdiği Şeyh İsa Mahallesi’nde camii ve türbesi de bulunan Şeyh İsa, Bursa’da medrese eğitimini tamamladıktan, Ankara’da Hacı Bayram, Kayseri’de ise Şeyh Kasım’ın yanında eksikliklerini giderdikten sonra Akhisar’a dönüşünde kalabalık bir topluluk tarafından Çağlak Mevkii’nde karşılanır. On yedi gün süren bekleme sırasında Akhisarlılar çeşitli yemekler yapıp, oyunlar oynarlar ve bu bekleyişi bir şölene çevirirler. O gün bu gündür her yıl kapsama alanı daha da genişletilerek kutlanan festivalde artık cirit atmadan satranca, müzik yarışmasından yemek yarışmasına kadar her türlü etkinlik düzenlenmektedir.

* * *

Ama yaklaşık kırk yıl önce sadece ve sadece uçurtma ki, biz her ne hikmetse kasnaklı derdik, yarışması yapılırdı; o da resmi değildi tabii, dolayısıyla herkesin birinci olma şansı da ihtimali de vardı.

İlginçtir, babam el işlerinde becerikli olmamakla birlikte çok güzel uçurtma yapardı. No:9’un serin bodrumuna yayılır, babaannemin önemli yardımlarıyla enikonu çalışır ve ortaya harika bir iş çıkarırdı.

Tekrar fotoğrafa dönmeme izin verir misiniz, lütfen! Belli ki yemeğimizi yemişiz. Mönümüzün kuru köfte, haşlanmış patates ile haşlanmış yumurta, yoğurt, peynir, zeytin ve salatadan ibaret olduğuna adım gibi eminim; fotoğrafı Foto Eren’in çekmiş olduğu kadar.

Notlar

2010 yılında yazdığım Bir Demet Anı kitabımdan alınmıştır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir