Bülent GÜNDOĞMUŞ

Oy Paradoksu

Augustinus İtiraflar ’da zaman hakkında, “Nedir gerçekten zaman? Eğer hiç kimse bana sormazsa ne olduğunu biliyorum; ama bir soran olur da açıklamaya kalkarsam bilmiyorum” derken bir paradoksa işaret etmektedir. Ben de, profesyonel bir araştırmacı olarak, oy verme eğilimleri hakkında, Augustinus’tan esinlenerek, şunları söylüyorum. Biri bana seçmenler şu ya da bu partiye neden oy veriyorlar diye sormazsa, seçmenlerin şu ya da bu partiye neden oy verdiklerini çok iyi biliyorum; ama bir soran olur da açıklamaya kalkarsam bilmiyorum diyerek bir paradoksa işaret etmiş oluyorum. Bir de, biri benden seçim sonuçlarını yorumlamamı istemezse, kendi kendime son derece tutarlı yorumlar yapabiliyorum; ama yorumlamamı isteyen biri çıkarsa dilim tutuluyor.

Onun için, sözü Michael Clark’a bırakıyor, Paradokslar Kitabı ’ndaki Oy Paradoksu alt başlıklı yazısından uzunca bir alıntı yapıyorum:

“Bir tek oyun sonucu değiştirmesi çok enderdir. Bir seçimi bir oy farkla kazanma ya da kaybetme olasılığı dikkate alınmayacak kadar küçüktür; bu durumda oy kullanma çabası boş bir çaba gibi görünür. Yine de, toplumsal ve siyasal bakımdan uyanık yurttaşların oy kullanması beklenir ve bunu yaparken zamanlarını boşa harcadıkları düşünülmez.

“Seçimlerde oy miktarları nadiren bir tek oyun can alıcı olacağı kadar birbirine yakın olur…Halk için büyük bir önemi olan büyük bir sorun – örneğin nükleer politika ya da servetin büyük ölçüde yeniden bölüşümü – söz konusuysa, böylesine büyük bir fark yaratma şansı çok küçük olsa bile denemeye değer: Milyonları kurtarma şansı milyonda bir olsa bile denenmelidir. Ama seçimlerde yarışanlar arasındaki farklar çoğu kez bu kadar dramatik değildir ve özden çok retorik meselesi olabilir.

“Oy verdiğiniz adayın büyük bir çoğunlukla kazandığını varsayalım. Sizin oyunuz önemsiz gibi görünebilir; ama zaferde, o adaya oy veren herkes kadar katkınız yok mudur? Yine de bu seçmenlerden her birinin zaferdeki payı küçüktür ve sandık başına gitme zahmetine katlanmaya değmez gibi görünebilir.

“Ya herkes oy kullanmazsa? İyi bir neden olmadan oy vermekten sakınmak benim için hoş görülebilirse, bunun başkaları için de hoş görülebilir olduğunu öne sürebiliriz. Ama demokrasinin olanaklı olması için, herkesin oy kullanmaktan uzak durması caiz olmaz. Demokratik sistemi devam ettirmeye yetecek kadar yüksek bir katılım olacağını biliyorsanız, oy kullanmaktan uzak durmanıza belki izin verebiliriz. O zaman ilkeniz şöyle olurdu: ‘Yeterince insanın oy vereceğini bilmediğiniz sürece oy vermelisiniz…’

“Oy verirken siyasal olarak hangi tarafta olduğunuzu ifade ediyorsunuz ve bu, seçim sonuçlarından bağımsız olarak değerli sayılabilir… Ama siyasal olarak taraf olmadığınız sürece, tek başınıza oy vermek siyasal duruşunuzun içten bir ifadesi olmaz; siyasal tarafınızı başka yollarla da ifade etmeniz olasıdır. Bununla birlikte, güçlü siyasal bağlılıklar göz önüne alındığında, oy kullanmamanız normalde anormal olur. Önemli konularda rakip partilerden pek farklı olmayan bir partiye oy vermenizin aynı öneme sahip olup olmaması, ayrı bir konudur.

“Ya siyasetle ilgilenmiyorsanız? Örneğin, bir besteci ya da sanatçı olarak eserinizle uğraşıyorsunuz ve ürettiğiniz eserin siyasetle ilgisi yoktur. Yaygın bir ilgisizlik tehlikesi ya da önemli bir sorun söz konusu olmadıkça, oy verme zahmetine katlanmamanız sizin için kabul edilebilir olabilir. Ne de olsa ilgili ve bilgili olanların – kötü niyetli olamamaları koşuluyla – oy kullanması, cahillerin ya da vurdumduymazların oy kullanmasından daha iyidir.”

* * *

Şöyle ya da böyle, bu seçimlerde oy kullanacağız ve her birimizin oyu demokrasinin gereği olarak bir oy sayılacak. Kazanan ya da kaybeden partiler arasındaki oy farkının, 17 Aralık 2013 süreci bağlamında, büyük olma ihtimali de küçük olacak. Bu arada, vurdumduymazların sayısının çok olamayacağını, yani seçime katılma oranının yüksek olacağını ümit ediyorum.

 

, , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir