Bülent GÜNDOĞMUŞ

Uzun Vadeli Bağımlılık

Yaklaşık 30 yıllık iş yaşamımda Batılı’larla olan ilişkilerimin toplumsal matrisin yatay, Türklerle olan ilişkilerimin ise dikey eksenine oturduğuna şahit oldum. Bunda değerli hocalarım İdris Küçükömer ile Sencer Divitçioğlu’nun katkılarıyla geliştirilen Batı toplumlarının feodal, Doğu toplumlarının ise despotik ve / veya Asya üretim tarzı bir formasyonun ürünü oldukları şeklindeki görüşün önemi büyüktür. Yani bu teoriye göre Batı toplumları yatay, Doğu toplumları ise dikey ilişkilerin karmaşık bir belirlenimidir. Vulgarize edersem, Batı’da insanlar yaş, cinsiyet veya statü farkına bakmaksızın birbirlerine genellikle ilk adlarıyla seslenirler, Doğu’da ve bu arada bizde ise saygıda kusur etmemek için “bey”, “ağabey”, “abla” dan geçilmez. Aynı fiziki zamanın batıdan doğuya doğru gittikçe daha ağır aktığını bilmeyen yoktur. Stefan Klein’in Time: A User’s Guide adlı kitabında Stephen Hawking’ten aktardığına göre “Eğer daha uzun yaşamak istiyorsanız, doğuya doğru uçmaya devam etmelisiniz” ifadesi hem fiziki hem de felsefi anlamlar içerir. Fiziki anlamı güneşin doğduğu yöne doğru yapılacak yolculukların zamanda yolculukla sonuçlandığını ifade ederken, felsefi anlamı Doğu’lu yaşam biçimlerinin Batı’lı yaşam biçimlerine göre daha sakin ve durağan olduğunu ifade eder. Hindistan’da zamanın ne kadar yavaş aktığını daha önceki yazılarımda anlatmıştım.

Asya Üretim Tarzı

Sencer Divitçioğlu’nun Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu isimli oldukça ilginç kitabında aktardığı gibi, Karl Marx 1853 yılında Friedrich Engels’e yazdığı bir mektupta şunları yazıyordu: “Bernier haklı olarak Türkiye, İran ve Hindistan’dan bahsederken, Doğu’daki bütün olayların temelini toprakta özel mülkiyetin yokluğunda aramalıdır diyor. Bu, Doğu cennetinin gerçek anahtarıdır.” 

 

Göçebe

 

Son yıllarda gündemden çıkmış olmakla birlikte Asya üretim tarzı, kısaca AÜT, 1960 ve 1970’li yıllarda, özellikle akademik ve sol çevrelerin son derece yoğun olarak tartıştığı konularındandı. Yukarıda ifade ettiğim gibi kaynağını Karl Marx’ta bulan bu teoriye göre toplumsal üretim ve bunun yeniden üretimi dünyadaki tüm toplumlar için farklı iki ana yoldan gelişmiştir. Özetlemek gerekirse bunlardan ilki Avrupa ve kısmen Japonya’ya özgü klasik yoldur ve toprak beylerinin denetim altında tuttukları bölgelerdeki topraklara sahip olup kralın yetkilerini paylaşarak kendi kendilerini yönettikleri feodal üretim tarzıdır. İkincisi ise özellikle Çin, Hindistan, Osmanlı İmparatorluğu, vb. Asya toplumlarında Avrupa toplumlarının aksine imparator ya da sultanda toplanan merkezi otoritenin gücünü korumak ve yetkilerini paylaşmamak için ülke topraklarını belirli bir kişiye ya da aileye mülk olarak devretmeden, kullanım hakkını devretmesi biçiminde tezahür eden Asya üretim tarzıdır. Üstelik kullanım hakkı miras yoluyla dahi devredilemez. Bu sayede, merkezi otorite kullanım hakkını devreden anlaşmayı feshederek bu hakkı başkasına verebilirdi. Bu nedenle Doğu toplumlarında toprak Batı toplumlarının aksine, devletindi. 

 

Roma

 
Bu iki üretim tarzı arasındaki mülkiyet farklılığı, toplumların sosyal ve psikolojik yapılarını önemli ölçüde farklılaştırmıştır. Asya üretim tarzının en belirgin özelliği toprağın mülkiyetinin miras yoluyla çocuklara devredilmemesi nedeniyle sermaye birikiminin oluşmasına izin vermemesidir. Bunun aksine Batı toplumları kapitalizmin gelişme süreci içinde, miras hakkının bulunması nedeniyle sermaye birikimini hızlı bir biçimde sağlayabilmiştir. Ekonomik düzeyde gözlemlenen bu farklılığın kültürel düzeyde çok önemli sonuçları ortaya çıkmıştır.

Genel olarak ifade etmek gerekirse, Batı toplumlarında hem dikey hem yatay ilişkilerle birlikte bir bütünlük belirirken, Doğu toplumlarında daha çok dikey ilişkilerin derinliğini gözleriz.  Batı’da birey, Doğu’da ise toplum, hatta devlet daha önemlidir.

Güç Mesafesi Endeksi (Power Distance Index)

Hollandalı psikolog Geert Hofstede‘nin uzmanlık alanı özellikle çalışanların birlikte nasıl çalıştıklarını, sorunlarını nasıl çözdüklerini ve otoriteye karşı olan tavır ve davranışlarını analiz etmekti. Kültürlerarası psikolojide en yaygın kullanılan paradigmalar arasında sayılan “Hofstede Boyutları”, "bireycilik / kolektivizm skalası”, “belirsizlikten kaçınma” ve “güç mesafesi endeksi” olarak isimlendirilir. Bunlar arasında en ilginci ve konumuz açısından daha önemli olanı “güç mesafesi endeksi”dir. Kısaca, güç mesafesi, hiyerarşiye yönelik tavırlarla ilgili olup belli bir kültürün otoriteye verdiği değer ve duyduğu saygının ölçüsüdür.

Bir örnek vermek gerekirse güç mesafesi düşük olan ülkelerden Avusturya’da, Başbakan Bruno Kreisky bazen tramvaya binip halkın arasına karışır, İsveçte ise Başbakan Olof Palme çalışma ofisine bisikletle giderdi. Güç mesafesi yüksek olan ülkelerden Çin’de ya da Türkiye’de böyle bir olaya rastlamak mümkün değildir.

 

olof

 

Çeşitli ülkelerin güç mesafesini gösteren endeks tablosu ilginçtir. Genel olarak Asya ve Afrika toplumları ile Latin Amerika toplumlarının güç mesafesi endekslerinin yüksek, buna karşılık bazı istisnalarla ile birlikte Avrupa toplumları ile Kuzey Amerika ve Okyanusya toplumlarının güç mesafesi endekslerinin düşük olduğunu söyleyebiliriz. Fransa, Fransızca konuşulan Kanada’nın Quebec Bölgesi ve İsviçre’nin Fransızca konuşulan bölgesinin güç mesafesi endekslerinin yüksek çıkması ilginçtir. Yine ilginç biçimde sosyalizmin çöktüğü doğu Avrupa ülkelerinden bazılarının güç mesafesi endeksleri düşük bazılarının ise yüksektir. Bu ülkelerde düzen henüz oturmadığı için bu beklenen bir sonuç olabilir.

74 ülke arasında güç mesafesi endeksi en yüksek olan ülke 104 puan ile Malezya ve Slovakya’dır. Güç mesafesi en düşük olan ülke ise 11 puanla Avusturya olarak tespit edilmiştir.

Analizimizi derinleştirdiğimizde, güç mesafesi endeksinin yüksek olduğu Asya toplumlarında, tarihsel olarak AÜT’ın, Latin Amerika toplumlarında ise tek kişinin sahip olduğu çok büyük topraklarda yarı – köle olarak çalışılan bir sistem olan “latifundiya”ların etkili olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu analiz bize uzun vadeli bağımlılık ya da kültürel miras teorisinin işlediğini göstermektedir. Öte yandan özellikle göç alan toplumlar çok farklı kültürlerin çok farklı bağlamlarda bir tezahürü olduğu ve bu toplumlarda işler esas olarak gelenek yerine düzenlemelerle yürüdüğü için güç mesafesi endekslerinin düşük olması olağan sayılmalıdır. Geleneksel değerlerin ağır bastığı toplumlarda ilişkiler daha çok dikey, çağdaş değerlerin ağır bastığı toplumlarda ise yataydır. Ancak ilginç biçimde Fransızca konuşulan ülkeler sırlarını hala korumaktadırlar. Bunda Fransız Devrimi’nin bir payı olabilir mi diye sormadan geçemeyeceğim. Kuşkusuz olmalı diye düşünüyorum.

Kuşkusuz gelişmişlik düzeyi ile güç mesafesi endeksi arasında bir ilişki vardır. Ancak unutulmamalıdır ki, güç mesafesi endeksi çok sayıda değişken dikkate alınarak hesaplanmaktadır.

 

74 Ülkenin Güç Mesafesi Endeksi

 

Malezya

104

 

Brezilya

69

 

İtalya

50

Slovakya     

104

Fransa          

68

Arjantin

49

Guatemala    

95

Hong Kong       

68

Güney Afrika

49

Panama       

95

Polonya         

67

Trinidad

47

Filipinler   

95

Belçika (W)     

67

Macaristan

46

Rusya        

93

Kolombiya       

67

Jamaika

45

Romanya      

90

Salvador        

66

Estonya

40

Sırbistan    

86

Türkiye         

66

Lüksemburg

40

Surinam      

85

Doğu Afrika     

64

ABD

40

Meksika      

81

Peru

64

Kanada

39

Venezuela     

81

Tayland         

64

Hollanda

38

Arap Ülkeleri

80

Şili            

63

Avustralya      

36

Bengladeş    

80

Portekiz        

63

Kosta  Rika     

35

Çin          

80

Belçika (Fl.)  

61

Almanya         

35

Ekvator      

78

Uruguay         

61

B.Britanya      

35

Endonezya    

78

Yunanistan      

60

Finlandiya      

33

Hindistan    

77

Güney Kore      

60

Norveç          

31

Batı Afrika  

77

İran            

58

İsveç           

31

Singapur     

74

Tayvan          

58

İrlanda         

28

Hırvatistan  

73

Çek Cum.        

57

İsviçre (Alm.)  

26

Slovenya     

71

İspanya         

57

Yeni Zelanda    

22

Bulgaristan  

70

Malta           

56

Danimarka       

18

Fas

70

Pakistan        

55

İsrail

13

İsviçre (Fr.)

70

Kanada (Qb.)    

54

Avusturya

11

Vietnam      

70

Japonya         

54

 

 

 

Bu tablo Geert Hofstede ve Gert Jan Hofstede’nin birlikte yazdıkları ve 2004’te basılan Cultures & Organization: Software of the Mind isimli kitabından alınmıştır.

                       

 Doktora yapmak için gittiğim ve iki yıl kaldığım Viyana’da, İstanbul’da şahit olduğum 1 Mayıs 1977 katliamından sonra 1 Mayıs 1979’u yaşamak benim için hayli şaşırtıcı olmuştu. Tam bir şenlik havasında kutlanan İşçi Bayramı’na katılanlar omuzlarında bebekleriyle yürüyorlardı. Ortalıkta hiçbir polis görünmüyor, toplumun tüm katmanları törenlerde temsil ediliyordu.“Hoch Die Internationale Solidariteat” diye slogan atarken yanımdaki Şilili arkadaşıma “Cennete gelmiş olmalıyım” dediğimi hiç unutmam. Hatta, Türkiye’de afiş yapıştırırken kelle koltukta dolaşırdık; Avusturya’da bu işten para bile kazanmıştım. Endeks farkı bu anlayış farkını net olarak göstermektedir.

Uçak Kazalarına İlişkin Etnik Kuram

Malcolm Gladwell, daha önceki yazılarımda söz ettiğim Tipping Point ve Blink ’ten sonra yazdığı Outliers ’da bazı insanların neden başarılı olduklarını anlatmakla birlikte benim “Fraktallaşama” yazımda Mandelbrot’tan ödünç aldığım “uzun vadeli bağımlılık” teorisiyle örtüşen çok sayıda örnek sergilemektedir.

1988 – 1998 yılları arasında Amerikan United Airlines‘ın kazalar nedeniyle “kayıp” oranı milyonda 0.27 iken Kore Havayolları’nda bu oran milyonda 4.79’du; yani 17 katın üzerinde. Yapılan bilimsel çalışmalara göre tipik bir kaza birbirini izleyen yedi insan hatasını içerir ve felakete neden sebepler bütün bu hataların karmaşık kombinasyonudur. 

 

Kora

 

Kore Havayolları’nın yaptığı kazalar incelendiğinde ortaya çıkan gerçek, çok ama çok ilginçti. Hemen hepsinde ortak olan sebep kaptan pilot ile yardımcı pilotun aralarında geçen konuşmaların hiyerarşik biçimde cereyan etmesi, geleneksel değerlerin öne çıkması ve Doğu toplumlarına özgü saygı anlayışı nedeniyle yardımcı pilotların kaptan pilotları yeterince ikaz edememeleriydi. Çünkü Güney Kore’nin güç mesafesi endeksi yüksekti. Tam bir “uzun vadeli bağımlılık” ya da “kültürel miras” vakası ile karşı karşıyaydık. Oysa senli – benli konuşulmuş ve otoriteye gereğinden fazla önem verilmemiş olsaydı, yani ilişkiler daha yatay kurulabilmiş ve bu örnekteki pilotlar eğitimleri sırasında yanlış yapmaktan men edilmemiş olsalardı – bu konuda daha önceki Yanlış Yapmayı Yasaklamak yazıma bakılabilir – belki de kazalar olmayacaktı. Kim bilir?

Güç Mesafesi Endeksi ile uçak kazalarına ilişkin olarak ortaya çıkan “uzun vadeli bağımlılık” ya da “kültürel miras” kavramlarını, yine Sencer Divitçioğlu’nun Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu’ nda aktardığı şu mısra ile özetlememe izin verir misiniz?

“Geri peri ola, ger melek, ger ins

Kendü cinsine meyleder her cins"

        İbn Kemal, Tevârih-i  Âl-i Osman

Temmuz, 2009

 

 

 

 

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

2 thoughts on “Uzun Vadeli Bağımlılık

  • M.Tevfik MAYDA diyor ki:

    Bülent Bey,  ("bey" güç mesafe endeksi kapsamında değerlendirilebilir mi?)

    Yazılarınızı büyük bir zevk ve dikkatle okuyorum. İçerik olarak bana biraz ağır gelse de durup dinlenip devam ediyorum..

    Selam ve sevgilerimle

    Tevfik MAYDA

     

    • bulentgundogmus diyor ki:

      Evet, bunca yıl tanıştığımıza göre birbirimize ismen hitap etmek güç mesafesi endeksini düşürebilir:) Sevgiler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>