Bülent GÜNDOĞMUŞ

Geçmişe Yerleşmek

Bir zaman filozofu ve süreç analisti olan Henri Bergson, Madde Bellek’te belki de tüm kuramını özetlediği ve Gilles Deleuze’ün hayranlık verici olarak nitelediği şu satırları yazar:

“Bir anıyla mı buluşuyoruz, öncelikle genel olarak geçmişe, sonra da geçmişin belli bir bölgesine yerleştiğimiz sui generis (kendine özgü) bir edimin (fiilin) bilincindeyizdir: Bir fotoğraf makinesinin ayarlanmasına benzeyen, elle yoklayarak yapılan bir iş. Ama anımız hala gücül (potansiyel) evrede kalır; böylece tek yapabileceğimiz, uygun tavrı benimseyerek onu alımlamaya (anlayarak kabul etmeye) hazır olmaktır. (Anı) yavaş yavaş bir bulutsu olarak belirir ve sıvılaşır; gücül (potansiyel) halden edimsel (fiili) hale geçer – kuvveden fiile çıkar – ; ve konturları (çerçeve çizgileri) belirginleştikçe ve yüzeyi renklendikçe, algıyı taklit etmeye yönelir. Ama derin kökleriyle geçmişe bağlı kalır ve bir kez gerçekleştiğinde, kendi kökensel  (kökenine ait) gücüllüğünü (potansiyelini) hissetmeseydi; şimdiki zamandaki bir halin yanı sıra, şimdiki zamandan iyice kopan bir şey de olmasaydı; onu asla bir anı olarak tanımazdık… Hakikat şudur ki, eğer kendimizi geçmişe yerleştirmezsek geçmişe asla erişemeyiz.”[1]

 

 

Ve Marcel Proust, halasının ıhlamura batırıp kendisine verdiği madlenin tadını tanıyan anlatıcı Marcel’i, Combray’ı çay fincanından dışarıya fırlatarak, muhteşem bir geri dönüşle geçmişe yerleştiri

“Halamın ıhlamura batırıp bana verdiği bir parça madlenin tadını tanır tanımaz (bu hatıranın beni niçin bu kadar mutlu ettiğini henüz bilmediğim ve bunu keşfetmeyi çok sonraya erteleyeceğim halde), Léonie Halamın odasının bulunduğu, sokağa bakan eski gri ev, bir tiyatro dekoru gibi gelip annemler için yapılmış olan, arkadaki bahçeye bakan küçük eve (o âna kadar gördüğüm tek kesite) eklendi; evle birlikte, sabahtan akşama, her mevsimde kent, öğle yemeğinde beni gönderdikleri Meydan, alışveriş yaptığım sokaklar ve hava güzel olduğunda yürüdüğümüz yollar da görüntüde yerlerini aldılar. Ve tıpkı Japonların, suyla dolu bir porselen kaseye attıkları silik kağıt parçalarının, suya girer girmez çözülüp şekillenerek, renklenerek belirginlik kazandığı, somut şüpheye yer bırakmayan birer çiçek, ev, insan olduğu oyunlarındaki gibi, hem bizim bahçedeki, hem M. Swann’ın bahçesindeki bütün çiçekler, Vivonne Nehri’nin nilüferleri, köyün iyi yürekli sakinleri, onların küçük evleri, kilise, bütün Combray ve civarı şekillenip hacim kazandı, bahçeleriyle bütün kent çay fincanımdan dışarı fırladı.”[2]

Notlar

[1] Bergson, Henri. Madde ve Bellek, Çeviren: Işık Ergüden, Dost Kitabevi Yayınları, Ank.,2007, s. 101-102.

[2] Proust, Marcel. Kayıp Zamanın İzinde, Swann’ların Tarafı, Çeviren: Roza Hakmen, YKY, İst., 1999, s.50-53.

, , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>