Bülent GÜNDOĞMUŞ

Geleceği Tahmin Etmek

TÜAD’ın 1992 yılının Mart ayında Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği Araştırma Zirvesi öncesinde bir gazetede araştırmacılar için yapılmış şöyle bir tanım vardı: “Kehaneti bilime dönüştürenler.” Bu zirvede yapılan bu tanımın bir abartma olduğunu öne sürmüş ve aşağıdaki konuşmayı yapmıştım. Konuşmamda çeşitli alıntılar yaptığım John Naisbitt’in Megatends 2000 kitabında “içerik analizi” tekniğini kullanarak yaptığı tahminlerin bugün hemen hemen tamamen tutmuş olduğunu söyleyebilirim. 2014 yılı itibariyle dünyanın yörüngesi önemli ölçüde değişmiş, gelişme Batı’dan Doğu’ya kaymış, Avrupa Birliği Projesi’nde çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Çok şükür araştırmacılar bu gelişmeleri önceden haber vermişlerdir. Bu tahminin önceden yapılmış olmasının çok önemli sonuçları olmuştur. Zamanı geçmiş olsa da, yazımın özellikle üniversite öğrencileri ve araştırmacılık mesleğine yeni başlayanlar için temel bilgiler içeren bir kılavuz olmasını diliyorum.

 

forcast

Tahmin yapmak dünyanın en zor işlerinden biridir.

 

Kuşkusuz, araştırmacı bir kâhin değildir. Herhalde, böyle bir yakıştırmanın nedeni, araştırmacıyı, tıpkı kâhin gibi geleceği okuyan biri gibi algılamak olacak. Doğrudur, araştırmacı geleceği okur, yani tahmin eder. Ancak yaptığı tahminlerin bilimsel dayanakları vardır. Kabul ettiği hipotez ya da varsayımlara göre tahminini geliştirir. Araştırmacı kâhin olamaz, ama sezgisi gelişmemiş bir araştırmacı da düşünmek mümkün değil. Araştırmacı, özellikle, tahmin ile uğraşan araştırmacı, aynı zamanda iyi bir seçmeci olmalıdır. Gelişmenin dinamiklerini açıklamayı amaçlayan tahminler yapabilmek için, bilimselliğin yanı sıra, sezgiye çok ihtiyacımız olduğunu sanıyorum.

Eşitsiz Gelişme

Bilindiği gibi toplumların gelişimi doğrusal değildir. Gelişme, zamanla, en gelişmiş ülke ve bölgelerden en geri ülke ve bölgelere sıçrayabilmektedir. Kaynağını eşitsiz gelişme yasasında bulan bu olguyu ülkelerde olduğu gibi sektörlerde de gözlemek mümkündür.

Yalçın Küçük, eşitsiz gelişme yasasını belirlemeye yönelik olarak yaptığı ayrıntılı bir çalışmada, İngiliz Endüstri Devrimi öncesinde, Avrupa’da, yünlü dokuma sanayini incelemekte ve 16. ile 17. yüzyılda dünya ekonomik sisteminin motoru olan Hollanda ve Hollanda dokuma sanayinin, 18. yüzyılda yerini İngiltere ve İngiltere dokuma sanayine bıraktığını tespit etmektedir. Ekonomik Yaklaşım Dergisi’nin 1980 tarihli  2.sayısındaki İngiliz Endüstri Devrimi Öncesinde Avrupa Yünlü Dokuma Sanayi başlıklı çalışmaya göre, değişen sadece ülkeler değil, aynı zamanda ürünler olmuştur. Yünlü dokuma sanayi yıkılmış, yerini pamuklu dokuma almıştır. Dikkat edilirse, endüstri devrimi, zamanında dünyanın en gelişmiş ülkesinde ortaya çıkmamıştır. İngiltere, gelişmişlikte Hollanda’nın gerisindedir ama arkadan gelip onu geçmiştir. Ancak, 19. yüzyıl sonlarında, 20. yüzyıla kadar uzanan ekonomik durgunluktan sonra İngiltere ekonomisi eski gücünü kaybetmiş ve bu dönemde ABD, Almanya ve Fransa’da önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Gelişme başka ülkelere sıçramış ve ABD liderliği ele geçirmiştir. Bugüne geldiğimizde, bir zamanlar hayal olan Avrupa Birleşik Devletleri sloganı Avrupa Topluluğu ile somutlaşmıştır. Avrupa’da yeniden doğuş gündemdedir. Fakat aynı zamanda 2000 yılının bizi şimdiden egemenliği altına aldığı günümüzde, John Naisbitt, Megatrends 2000 adlı kitabında önümüzdeki on yıllık dönemde Pasifik Kuşağı’nın yükselişinden söz etmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Doğu’da olan gelişmeler, Batı’ya kaymış ancak yeniden Batı’dan Doğu’ya bir geçiş gündeme gelmiştir. Ülkeler arasında gözlemlenen bu eşitsiz gelişme örneklerini, ülkelerin kendi içlerinde bölgesel ve sektörel olarak ta gözlemlemek mümkündür.

Gelişme eşitsiz olunca, iktisadi dalgalanmalar kaçınılmaz olmuştur. İktisat literatüründe iktisadi dalgalanmalar olarak giren kavramın en gelişmiş temsilcisi, özellikle uzun vadeli dalgalanmaları inceleyen Nikolai D. Kondratieff’tir. Konfdratieff Dalgaları’na göre, toptan fiyatlar dünyada, 18. yüzyıl sonundan II. Dünya Savaşına kadar üç uzun dalgalanma geçirmiştir. İlk dönem 1780-1790 ve 1841-1851, ikinci dönem 1844-1851 ve 1890-1896, üçüncü dönem ise 1890-1896 ve II. Dünya Savaşı arasında yer almaktadır. Üçüncü dönemde yer alan 1929 İktisadi Krizi tüm dalgalanma modellerinde alçalış dönemlerine rastlamıştır. Günümüze kadar çizilebilecek olan bu dalgalanmaların tespit edilmesinde kullanılan yöntemlerin en önemlisi iş yaşamının ekonomik koşullarının analizi ile kısa ve uzun vadeli projeksiyonlar yapmak, diğer bir deyişle geleceği tahmin etmektir. Amaç, Süleyman Özmucur’un Geleceği Tahmin Yöntemleri ’nde ifade ettiği gibi artmaya veya düşmeye başlayan değişkenleri saptamak ve böylece geleceği tahmin etmektir.

 

Kondratiev wave

Güncelleştirilmiş Kondratiev Dalgaları.

 

Görüldüğü gibi eşitsiz gelişme yasası iktisadi dalgalanmalara neden olmakta, bu ise, böyle bir ortamda herhangi bir karar alabilmek için geleceği tahmin etmeyi zorunlu kılmaktadır.

Tahmin Modelleri

Tahmin (forecast), gelecek hakkında, güven düzeyi oldukça yüksek, ihtimali bir beyandır. Genellikle geçmiş verilere dayanarak yapılır. Tahmini, planlama ile karıştırmamak gerekir. Planlama geleceğin tahminini de kullanarak uygun çözüme ulaşmayı amaçlar. Bu anlamda, tahmin vb. teknikler plancının alet kutusundaki aletleridir. Planlamada, yapılan tahmine göre uygun çözüme ulaşma, bir diğer deyişle değiştirme iradesi söz konusudur. Planlama, bilinçli değiştirme eylemidir. Biz ise bu yazımızda, daha çok alet kutusundaki aletlerle ilgileneceğiz.

Günümüzde tahmin konusunda son derece hassas modeller geliştirilmiş ve büyük yönelimleri belirlemeyi amaçlayan futuroloji / gelecek bilimi doğmuştur. Gelecek bilimi, teknolojik ve iktisadi tahmin teknikleri ile hayal gücü ve sezginin birlikte kullanılarak, gelecekteki dünya hakkında, küresel, sektörel ya da ülke bazında senaryolar kurmaktır.

Aşağıda iş yaşamının ekonomik koşullarının analizine dayanan kısa ve uzun vadeli projeksiyonlar, diğer bir deyişle geleceğin nicel tahmin modelleri incelenmektedir.

Nicel modeller üç ana başlık altında incelenebilir. Bunlar nedensel modeller, zaman serisi analizleri ve piyasa araştırmalarıdır. Nedensel modellerin en gelişmişi ve en çok uygulama alanı bulan ekonometrik modellerdir. Ekonometri, bilim dalı olarak çeşitli ekonomik değişkenler arasındaki ilişkilerin ölçülmesini amaçlar. Bu anlamda, matematik, iktisat ve istatistiğin kesişim kümesidir. Ekonometri, bir uyum ve denge arayışının sonucudur. Matematiksel iktisadın toplumsal sorunlara uygulanması ekonometriyi doğurmuştur. İstatistik yöntemlerle yapılan bu uygulamaların kökenlerini Jevons, Walras ve Pareto gibi iktisatçılara götürebiliriz. Nitekim ekonomide genel denge arayışları bu iktisatçılarla başlamıştır. Ekonometrik araştırmalar önceleri daha çok iktisadi dalgalanmaların analizine yönelmiştir. Oskar Lange’a göre ekonometri özellikle olgun kapitalist ülkelerde tekelci güçlerin ve devlet kapitalizminin büyüdüğü dönemlerde gelişme göstermiştir. Tahmin edilebileceği gibi teorik olarak serbest rekabet koşullarında belirli bir denge söz konusu olacağından ekonometriye pek fazla ihtiyaç yoktur. Ancak oligopol piyasalarda, ekonometrinin piyasa ve üretim planlamasına yardımcı olacağı açıktır. Ekonometrinin diğer bir kullanım alanı II. Dünya Savaşı sırasında programlama teknikleri girdi – çıktı analizi, doğrusal programlama vb. olmuştur. Matematiksel programlama, günümüzde, özellikle, iktisadi planlamanın temel tekniklerinden birisidir.

Bir ekonometrik model başlıca üç amaca hizmet etmek için kurulabilir. Bunları, ekonominin yapısını anlamak ya da yapısal analiz, çeşitli iktisadi politikaların sonuçlarını görmek için politika benzetimleri (simülasyonlar) yapmak ve geleceği tahmin etmek diye sıralayabiliriz. İş yaşamının ekonomik koşullarının analizi yapısal analizden başka bir şey değildir. Bu amaçlara ulaşabilmek için, özellikle seçilen açıklayıcı değişkenler arasındaki ilişkilerin biçimi ve yönü regresyon yöntemleriyle tayin edilir. Bu, tahmin edilen katsayıların anlamlı olup olmadıklarına bağlıdır. Bir ekonometrik model tek ya da çok denklemli olabilir. Kurulan model bir ekonominin ekonometrik modeliyse iş yaşamını yakından ilgilendiren, katma değer, gelir dağılımı, fiyatlar, kaynaklar ve harcamalar, dış ticaret, tüketim, vb. makro büyüklükler değişken olarak kullanılır ve tahmin edilir. Yapılan bu tahminler, kısa, orta ve uzun vadeli olabilir.

Zaman serisi analizine gelince, dört ana bileşenden oluşur. Bunlar, uzun dönem eğilimlerini gösteren trendler, bu trendler etrafındaki konjonktürel dalgalanmalar, bir yıl içindeki mevsimlik dalgalanmalar ve düzensiz bileşenlerdir. Nüfus tahminleri, GSMH tahminleri, vb. gibi uzun dönemde artış ya da azalış göstermeyen eğilimler trendleri gösterir. Zaman serisi analizleri içinde yürüyen ortalamalar, tekli ve çiftli üstel düzleme gibi yöntemler de vardır. Ayrım analizleri, klasik zaman serisi diye isimlendirilir ve bir zaman serisinin daha önce sayılan dört bileşenden oluştuğu varsayımına dayanır. Modern zaman serisi analizleri içinde Box – Jenkins’i saymak mümkündür. Bu analizler daha çok kısa ve orta vadeli projeksiyonlarda kullanılırlar.

Kısa ve uzun vadeli projeksiyonlar için pazarlama araştırmacılarının en çok kullanıldığı teknikler piyasa araştırmalarıdır. Delphi, pazar payı tahminleri, tarihi benzetimler ise diğer teknikler olarak önümüze çıkar.

 

Data Collection

Günümüzde dev veri ağlarıyla çalışıyoruz.

 

En çok uygulanan veri toplama tekniği anketlerdir. Kuşkusuz veri toplamadan önce model kurulurken örnek seçimi yapılır. Yapılacak olan seçim, tahmin edilecek konu dolayısıyla hedef kitleyle yakından ilgilidir. Kural, örneğin ana kitleyi en doğru biçimde temsil edebilmesidir. Ana kitle ne kadar homojen olursa, örneği seçmek o kadar kolay ve sağlıklı olur. Ülkemizde, Merkez Bankası, DİE (Şimdiki TÜİK), İSO, İTO, TOBB, TÜSİAD vb. kuruluşlar daha çok işyerleri ve işadamlarına yönelik olarak yaptıkları araştırmalarla enflasyon, dış ticaret, imalat sanayi, tarım vb. genel ekonomik konularda tahmin yapmaktadırlar. Piyasa araştırmalarıyla kısa ve uzun dönemli projeksiyonlar yapmak mümkündür.

Piyasa araştırması deyince, daha çok özel sektöre hizmet veren biz araştırmacıların veri toplama ve veri analizi olarak kullandıkları yöntem ve tekniklerden söz etmenin yeri ve zamanıdır. Genel olarak ifade etmek gerekirse veri toplama tekniği olarak kantitatif anlamda yüz yüze, telefonla, bilgisayar destekli telefonla (CATI) ve on-line anket teknikleri, kalitatif anlamda ise grup tartışması, derinlemesine görüşme, antropolojik çalışmalar ve semiyotik teknikler kullanılmaktadır.

Veri analizine gelince, çok değişkenli analizlerden faktör ve sınıflama analizleri ile segmentasyon ve diskriminant analizlerini saymak mümkündür. Bu arada, özellikle imaj araştırmalarında sıkça kullanılan ve algılamayı kolaylaştıran benzerlik analiziyle algılama haritası da unutulmamalıdır.

Delphi Tekniği, sezgisel ve düşünce esasına dayanan, gelecekteki uzun vadeli öngörü yöntemlerinden birisidir. Delphi Tekniği herhangi bir sektördeki uzmanların, ilgi alanlarına giren konu hakkındaki ortak olan ve olmayan görüşlerini ortaya çıkarır ve geleceğe ilişkin öngörüler yapmamızı sağlar. Uzun dönemli tahminlerde son derece başarılı olan bu teknikte, analize teknolojik tahmin de dahil edilmektedir. Bu teknikte uzmanlar bir araya getirilmez. Çalışmayı yürüten kişi uzmanlara gider. Cevaplar sözlü veya yazılı olabilir. Ortak sonuçlar belirleninceye kadar dört kez aynı uzmanlarla görüşmeler yapılabilir.

Tarihi benzetimde bir ülkenin diğer ülkeyle benzer gelişme göstereceği varsayılır ve bazı makro göstergeler buna göre tahmin edilir ya da örneğin renkli TV satışları ile daha önce parka girmiş olan siyah beyaz TV satışları arasında paralellik kurulur.

Senaryo analizlerine bir örnek vermek gerekirse, Türkiye ile Almanya’nın kişi başına GSMH’sının hangi yıl eşitleneceğini söylemek mümkündür. Örneğin yapılan bir tahmine göre, Türkiye’de 1985-2000 dönemde %16, Almanya’da ise %0 büyüme olursa 2000 yılında her iki ülkedeki kişi başına GSMH aynı olacaktır. Ama örneğin Türkiye %10, fakat Almanya %1 büyürse bu eşitlik 2012’de sağlanacaktır. Kuşkusuz bu mekanik bir tahmindir. Ayrıca eşitlik sadece GSMH ile ölçülmemelidir. Ancak eşitsiz gelişme söz konusu ise yukarıda söylenenler, hayâl sayılmamalıdır.

İçerik analizi kökleri II. Dünya Savaşına kadar giden bir yöntemdir. Önce Alman, daha sonra Japon gazeteleri izlenerek ekonomik trendler ile ilgili bilgiler derlenmiştir. Günümüzde ABD’de milyonlarca dolar harcanarak dünyanın önde gelen ülkelerindeki gazeteler izlenmektedir. Örneğin mega trendleri inceleyen John Naisbitt, Megatrends 2000 adlı yeni yayınladığı kitabında üçüncü bin yılın dinamiklerini açıklıyor. Naisbitt’e göre yeni yönelimler şöyle sıralanabilir:

  • 1990’larda evrensel ekonomik patlama
  • Sanatta yeniden doğuş
  • Serbest piyasa sosyalizmin doğuşu
  • Evrensel yaşam tarzları ve kültürel milliyetçilik
  • Refah devletinin özelleştirilmesi
  • Pasifik kuşağının yükselişi
  • Kadın liderlerinin 10 yılı
  • Biyoloji çağı
  • Üçüncü bin yıldaki dinsel yeniden doğuş
  • Bireyin zaferi

Bu yönelim tahminleri tutar ya da tutmaz. Ancak eşitsiz bir gelişme olduğu açık. Bu anlamda, geleceği tahmin etmek, her zaman çok aydınlatıcı olacaktır.

1992 Araştırma Zirvesi, TÜAD, Boğaziçi Üniversitesi’nde yaptığım konuşma.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>