Joyce, Kuark, Gell-Mann

Sicim kuramının kâşiflerinden, öğrenciliğinde sıhhi tesisatçılık yapan fizikçi Leonard Susskind’in şu sözlerinden bir kitap yazılabilir: “James Joyce ‘Bay Mark’a üç kuark’ demiştir. Gell-Mann’sa ‘protona üç kuark, nötrona üç kuark ve mezona bir kuark ve bir karşı-kuark çifti’ demiştir. Yüksek enerji fiziğindeki terimlerin büyük bir bölümü sözcükler konusunda saplantılı olan Gell-Mann tarafından önerilmiştir: ‘kuark’, ‘acayip’, ‘kuantum renkdinamiği’, ‘akım cebri’, ‘sekiz katlı yol’ ve daha niceleri” (2018: 214).

Ben ayrıntıya girmeden sadece kuark sözcüğünün izini süreceğim. Bir atom altı parçacık olan kuark, temel parçacıkların standart modeline göre maddenin son yapıtaşlarındandır ve atom çekirdeğinde bulunan proton ve nötronun her birinde üçer adet halinde bulunur. Bir diğer atom altı parçacık olan mezon ise kuark ve karşı-kuark (antikuark) çiftinden meydana gelir. Susskind kısaca bundan söz etmektedir. Aşağı, yukarı, acayip, alt, tılsımlı ve üst olmak üzere altı tür kuark vardır.

Elektronlarla birlikte, daha küçük bir şeyden meydana gelmeyen kuarklar evrenin en temel yapıtaşlarıdır. 1950’lerde atom altı dünyası sadece elektron, proton ve nötronun kontrolü altındaymış gibi görünüyordu. 1960’lara gelince birçok parçacık ortaya çıktı bunlara her zaman olduğu gibi Yunan alfabesinden alınan eta (ŋ), sigma (Ʃ), omega (Ώ), vb. harfler verilmeye başlandı. Ancak, harflerin tükenme riskine karşı bir şeyler yapılmalıydı. İki kişi birbirlerinden habersiz olarak parçacıkların özelliklerini dikkate alarak bir parçacık bahçesi organize etmeyi akıl etti. Bu kişiler Yuval Ne’eman ile Murray Gell-Mann’dı. Periyodik cetvelleri sekiz parçacık içerdiğinden Gell-Mann ona Budistlerin Sekiz Aşamalı Yolu’nu çağrıştıracak şekilde Sekiz Katlı Yol ismini verdi. Bu aynı zamanda Nirvana’ya giden yoldu (Hooft, 2000: 76, Close, 2009: 82-83, Hesketh, 2018: 18, 72 ve Stenger, 2009: 165). Daha sonra hadronlar (protonlar, nötronla ve mezonlar) olarak tanınacak olan (Marshall & Zohar,1998: 305) ve asla görünmeyen, ama varlıkları teorik olarak kabul edilen kuarkların simetrik özelliklerini Fritjof Capra Fiziğin Taosu’nda ayrıntılı olarak anlatır.

Böylece, 1984 yılında, biyolog Stuart Kauffman ve kimyacı George Cowan ile birlikte,  disiplinlerarası işbirliğine dayanan karmaşıklık biliminin gelişmesinde en büyük katkısı olan Santa Fe Institute kurucularından Murray Gell-Mann entelektüel kişiliğini konuşturmuş oluyordu. Gell-Mann bir kuantum fizikçisiydi, ama entelektüel merakı onu disiplinlerarasılığa yönlendirerek karmaşıklık biliminin kurucularından yapmıştı.

Fizik dışında, arkeoloji, kuş türleri, edebiyat ve sanatla ilgilenen, bildiği çok sayıdaki dille gurur duyan Gell-Mann, bir gün, birlikte çalıştıkları Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde  Richard Feynman’a bir probleminin olduğunu ve maddeyi meydana getiren bir yapıtaşı, yani parçacık bulduğunu, fakat bu parçacığı bir türlü isimlendiremediğin söyler. 20. yüzyılın en büyük fizikçilerinden olup, bongo çalması, kasa şifrelerini kırması, Maya şifreleriyle uğraşması, Brezilya’da öğrenciler kendi ana dilleriyle daha iyi anlar düşüncesiyle yetersiz Portekizcesiyle ders vermeye çalışması, hiçbir zaman lafını sakınmaması ve daha birçok ilginç özelliğiyle ünlü olan Feynman, Gell-Mann’ın Yunanca ya da Latince sözcüklerden birini kullanacağını varsayarak, “Saçma” der. Sonra da ekler: “Sen burada daha önce hiç düşünülmemiş bir şeylerden bahsediyorsun. Güzel fakat modası geçmiş sözcükler uygun olmaz. Niçin onlara ‘vak vak’ ya da buna benzer bir şey demiyorsun?” Gerar’t Hooft (2000) aktardığı bu anekdotu Gell-Mann’a doğrulatamaz, ama efsane de olsa ilginçtir. Murray Gell-Mann ve Richard Feynman’ın özellikleri hakkında ayrıntlı bilgiye Wollfang Rössler’in Fizik İçin Serenad’ında ulaşılabilir. Geçerken söylemeliyim ki, Feynman 1965, Gell-Mann ise 1969 yılında Nobel Fizik Ödülü almışlardır.

James Joyce ve Murray Gell-Mann

Okunması ve çevrilmesi en zor kitaplardan olan ve 1939 yılında yayınlanan Finnegan Uyanması (Finnegans Wake) edebiyat eleştirmenleri tarafından James Joyce’un başyapıtı sayılır. Son cümlesinin ikinci yarısı ile başlayan Finnegan Uyanması tek bir geceyi anlatan döngüsel bir romandır. Kitapta aynı ya da farklı dillerden sözcükler birleştirilerek yepyeni sözcükler oluşturulmuştur. Okurken kendinizi bir sözcük okyanusuna dalmış, notaları sözcükler olan bir senfoni dinliyormuş gibi hissedersiniz. Kısaca, Wake – ki, edebiyat çevrelerince böyle anılır – seslerden oluşan, dolayısıyla ses veren bir romandır; şarkı da diyebiliriz. Dgurgulalilivarhatditingümbürgökgürültüsüvoro… ya da, Vrak da Vurak, Kak Kak Kubarak, Geberek, göverek…

Richard Ellmann, Wake’te şimdinin ve geçmişin, hiçbir tarihin olmadığını, zamanın ve zamanın ifadesi olan dilin tüm insanlığı tekrar tekrar sarmalayan tesadüfler dizisi olduğunun ima edildiğini yazar ve devam eder: “Kelimeler başka kelimelere açılır, insanlar başka insanlara, olaylar sanki bir kelime oyununda veya bir rüyadaki iki anlamlı iç olaylara evrilir. Tanıdık ama karanlık yollardan geçeriz”(2012: 631). Umberto Eco’nun Wake’le ilgili yazdıkları çarpıcıdır: “Bu kitapta sadece İngilizce değil aynı zamanda tüm halkların dilleri bağımsız fragmanlar girdabına indirgenir, yeniden bir araya getirilirler ve daha sonra yeni sözlüksel canavarların oluşturduğu bir fırtınada yine parçalara ayrılırlar, bir an için pıhtılaşırlar ve sonra yeniden akışkan hale gelirler, tıpkı atomların kozmik dansı gibi hareket ederler, bu süreçte, yazı gerçek kökenine varana kadar parçalara ayrılır”(2016: 139). En çarpıcı olanı da Joyce’un Jacques Mercantona’a söyledikleridir: “(Onu) hiçbir şeyden yaratıyorum, ama içinde yıldırımlar var” (Ellmann, 2012: 622).

Ve nihayet, Eco aynı eserinde şöyle yazar: “Bir sanatçı tarafından uydurulmuş, bilimle uğraşanların, mantıkçılar olmasa de kesinlikle fizikçiler ve kozmologların hayal gücünü etkileyen bir başka hikâye daha bulunmaktadır: Joyce’un Finnegans Wake’i” (2016: 138). Artık hepimiz Murray Gell-Mann’ın bir fizikçi olduğunu biliyoruz, Eco’nun bu kitabını okumuş olup olmadığını ise bilmiyoruz. Ama kuşlarla ilgilendiğini biliyoruz. Aşağıda okuyacaklarınızdan anlaşılacağı üzere, maddenin temel yapıtaşlarından birini keşfeden Gell-Mann, keşfettiği bu parçacığa öyle bir isim vermek istemektedir ki, teorik olarak var olduğu halde görülememe özelliği taşısın. Bu da olsa olsa bir “ses” olabilir.  Nitekim The Quark and the Jaguar’da 1963 yılında çekirdeği oluşturan temel bileşenlere kuark adını vermeden önce aklında “kwork” diye bir ses olduğunu, Joyce’un Finnegans Wake adlı kitabında “Three quarks for Muster Mark” dizesiyle karşılaştığını ve “quark”ın bir martının ağlama sesi olduğunu yazar. Dizenin devamı kafiyeli biçimde “Sure he hasn’t got much of a bark / And sure any he has it’s all beside the mark” şeklinde olup “bark” havlama anlamına gelmektedir. Aklındaki “kwork” sözcüğüne bahane aramaya çalışan Gell-Mann “quark” sözcüğünün “bark” ve “mark” ile kafiyeli olması için türetildiğini, bu nedenle de metindeki sözcüğün martı ağlaması sesi yerine içki ölçüsü olan “quart” anlamına gelebileceğini ifade eder ve böylelikle aklındaki sesi ya da telaffuzu koruyabileceğini düşünür. Çünkü romanda yukarıda söz ettiğim gibi aynı ya da farklı dillerden sözcüklerin birleştirilmesiyle çok sayıda yeni sözcükler türetilmiştir (1995: 180). Nitekim bu dizeyi “Bay Mark’a üç şişe (içki)” şeklinde çevirenler de vardır.  Brian Cox ve Jeff Forshaw’a göre (2014: 162) belki de bunun nasıl telaffuz edileceğini hiç bilemeyeceğiz. Ama “kwork” ile “quark”ın telaffuzlarının hemen hemen aynı olduğu kesindir.

Dizelerin devamında kuğular, çulluklar, yağmur kuşları, özetle ummanın cümle kuşlarının şarkı söylediği ve herkesin sarhoş olduğu yazılmaktadır (Joyce, 2016: 379). Bir ses peşinde koşan Gell-Mann için artık yapılacak şey keşfettiği maddenin bölünmez olan bu yapıtaşına isim olarak “kuark”da karar kılmasıdır. Demek oluyor ki, “kuark”ın isim babası Joyce, bunu fiziğe kazandıran ise Gell-Mann olmuştur.

Tekraren, dizelerin orijinali şöyledir: “Three quarks for Muster Mark!/ Sure he hasn’t got much of a bark / And sure any he has it’s all beside the mark.” (Joyce, 1939: 383).

Türkçesi ise, şöyle: “Hazreti Mark için üç zerre vırrak.  Belki de mavnası delik de şırrak/ Velbet bunun mevzuda yeri yorrak” (Joyce, 2020: 379)

Finnegans Wake’i Türkçe’ye kazandıran Fuat Sevimay Cumhuriyet Kitap ekinde,  Türkçe’ye çevirdiği bir başka eseriyle ilgili olarak yazdığı yazıda Joyce’tan şöyle bir alıntı yapar: “Vergil’in Latince metinleri o kadar özgündür ki tercümeye kalkışmak büyük bir meydan okumadır. Dolayısıyla böyle bir dilin uygun İngilizceyle tanımlanması büyük muhakeme gücü ve özverili çalışma ister” (2020: 12).

Edebiyat eleştirmenlerine göre Sevimay’ın tercümesi son derece titizdir. Joyce’un dediği gibi meydan okuma olup özveriyle yapılmıştır. “Quark”ın “vırrak” olarak çevrilmesi son derece doğrudur çünkü “quark”la aynı martı sesini çıkarmaktadır. “Zerre” ile ise “quark” gibi çok küçük bir parçacıktan söz edildiği ortadadır.

Ama keşke hakkında ciltler dolusu yazılan “quark” sözcüğünün maddenin temel yapıtaşlarından olduğu bir dipnotla açıklansaydı demekten de kendimi alamıyorum.

Kaynakça

Capra, Fritjof (1991). Fiziğin Taosu, çev. Kaan H. Ökten, İstanbul: Arıtan Yayınevi.

Close, Frank (2015). Antimadde, çev. Zeynep Alpar, İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi.

Cox, Brian & Forshaw Jeff (2014). Neden E = mc2, çev. Zülal Kılıç, İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi.

 Eco, Umberto (2016). Edebiyata Dair, çev. Betül Parlak, İstanbul: Can Sanat Yayınları.

Ellmann, Richard (2012). James Joyce: Hayatı ve Eserleri, çev. Zafer Avşar, İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Gell-Mann, Murray (1995). The Quark an the Jaguar: Adventures in the Simple and the Complex, New York: Henry Holt and Company.

Hesketh, Gavin (2018). Atomaltı Parçacıkların Şaşırtıcı Dünyası, çev. Ilgın Yıldız, İstanbul: Say Yayınları.

Hooft, Gerard’t (2000). Maddenin Son Yapıtaşları, çev. M. Koca ve N.Ö. Koca, Ankara: TÜBİTAK Popüler Bilim.

Joyce, James (1939). http://finwake.com/1024chapter1/1024finn1.htm, erişim: 20.12.2020.

Joyce, James (2016). Finnegan Uyanması, çev. Fuat Sevimay, İstanbul: Sel Yayıncılık.

Marshall, I & Zohar D. (1997). Who’s Afraid of Schrödinger’s Cat?, New York: William Morrow.

Rössler, Wolfgang (2019). Fizik İçin Serenad, çev. Mehmet Doğan, İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi.

Sevimay, Fuat (2020). Dilin Sınırlarını Zorladı, Cumhuriyet Kitap, Aralık 2020, Sayı. 1611, ss.12.

Stenger, J. Victor (2009). Quantum Gods, New York: Prometheus Books.

Susskind, Leonard (2018). Kozmik Manzara, çev. Murat Havzalı, İstanbul: Ginko Bilim.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir