Büyülü Büyük Zaman(lar)

Mircea Eliade Mitler, Rüyalar ve Gizemler’de şöyle yazar: “Mit (ilkel ve arkaik toplumlarda), kutsal bir tarihi, diğer bir deyişle, başlangıcın kutsal zamanında (‘O zamanda’), Büyük Zaman’ın şafağında gerçekleşen insanüstü bir vahyi anlatır… Başka bir deyişle, bir mit Zaman’ın başlangıcında vuku bulan şeyin doğru bir tarihidir ve insan davranışı için bir model oluşturur. Arkaik toplumun insanı, bir tanrının veya bir mit kahramanının ibret alınacak eylemlerini taklit ederek veya basitçe onların serüvenlerini hikâye ederek kendisini kutsaldışı (profan, dünyevi) zamandan koparır ve büyülü bir şekilde yeniden Büyük Zaman’da, kutsal zamanda yaşamaya başlar” (2017: 22).

Eliade, zamanla, mitin kolektif düşüncenin en önemli biçimi addedildiğini vurgulayarak genel düşünce tarihi ile birleştirilmeye çalışıldığını öne sürer ve toplumsal düzlemde arkaik dünya ile modern dünya arasında bir kopukluğa rastlanmadığını ifade eder. Bir farkla ki, o da geleneksel toplumlardaki bireylerde rastlanmayan “kişisel düşünme”nin modern toplumları oluşturan bireylerde ortaya çıkmasıdır (2017: 22-23). Bununla birlikte, yeni yıl kutlamaları, evlenme törenleri, bir çocuğun doğumu, bir evin inşa edilmesi, yeni bir eve taşınma, yeni bir işin kurulması ve yeni olan başka birçok şey için yapılan kutlamalar tamamen yeni bir başlangıca duyulan muğlak bir ihtiyacı açığa vurduğu için mitsel bir yapı ve işlev taşırlar. Bu anlamda, modern dünyanın yeniliği antik kutsal değerlere yeniden değer biçmesine dayanır (2017: 27).

Mitin temel işlevlerinden birisi Büyük Zaman’a açılım sağlamaktır (Eliade, 2017: 35). Hristiyanların Noel, Müslümanların Hicret, Ortodoks Ermenilerin Epifani, Musevilerin Roş Aşana kutlamaları, tamamen yeni başlangıçlara, yani Büyük Zaman’lara dönüştür. Noel İsa’nın doğumunu, Hicret Muhammed’in Müslümanlarla birlikte Mekke’den Medine’ye göç ederek Medine Şehir Devleti’ni, yani ilk İslam Devleti’ni kurmasını, Epifani İsa’nın doğumundan sonraki 12. Günü, Roş Aşana ise dünya ve evrenin yaratılışını temsil eder. İlginçtir, epifaninin bir anlamı da aniden bir şeyin özünü anlama, aydınlanma demektir ki, edebiyatta, özellikle çocukluğunda sıkı bir din eğitimi almış olan James Joyce tarafından sıkça kullanılır. Aydınlanmanın bir başlangıç olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.

Bir de Büyük Zaman’lara örnek teşkil eden, geçmiş, şimdi ve geleceğin birleştiği 1789 (Fransız), 1917 (Rus), 1923 (Türk) vb. devrimleri vardır ki, hem kairotik bir özellik taşırlar, hem de eski rejimlerden kopuşları simgelemeleri açısından yeni başlangıçlardır. Bu başlangıçlarda zaman önce sıkışmış sonra genişleyerek büyümüştür.

Ritüellerin hepsi yoğunlaşmış zamanda gerçekleşir (Eliade, 2017: 36). En yoğunlaşmış zaman cenaze törenlerinde yaşanır – ki artık Büyük Zaman’ın sonuna ulaşmışız demektir. Yoksa Hindu inanışında olduğu gibi 8.400.000 kez reenkarnasyona uğrayacağımız için, söz konusu olan yepyeni bir başlangıcın arifesinde miyizdir? Dini törenler, bağımsızlık günleri, boğa güreşleri, atletizm müsabakaları, yeni doğan bir bebeğin kulağına isim fısıldama ritüelleri, vb. hepsi kendine has farklı derecelerde yoğunlaşmış zamanlarda gerçekleşir.

Şimdi bir parantez açarak, izlediğinizi zannettiğim Ratatuy adlı animatik filmden bir sahne aktarmak istiyorum. Ünlü yemek gurusu Anton Ego, Linguini’nin restoranına gelir ve masasına oturarak sinirli sinirli mönüyü inceledikten sonra, “Şaşırt beni Linguini. Bana öyle bir şey ver ki, şaşırayım ve senin gerçek bir aşçı olduğunu anlayayım” der. Bunun üzerine yüzü şaşkın ve korkak bir ifadeye bürünen Linguini koşar adımlarla mutfağa gider ve sevimli fare Remy’nin yönlendirmesiyle özel bir yemek yapmaya koyulur. Ego için bir türlü geçmek bilmeyen zaman sona erdiğinde Linguini elinde üzeri kapla kapalı bir tabakla masanın başında beliriverir. Önüne konan yemekten bir çatal alan Ego’nun yüzü bir anda şaşkın bir ifadeye bürünür, gözleri fal taşı gibi açılır, sonra dudaklarında küçük bir gülümseme belirir. Daha sonra da ortalık aydınlanır ve kendini birden bire çocukluğundaki evlerinin mutfağının kapısında buluverir. Ortalık annesinin mutfak tezgâhının başında yapmakta olduğu yemeğin mis gibi kokusuyla dolmuştur. Ego, annesinin kendisini masaya davet edip yanaklarını okşayarak gülümsedikten sonra masaya koyduğu yemekten bir kaşık alınca, yanakları sevinçle şişer, gözlerinden ışıklar, dudaklarından gülücükler fışkırır. Bu da bir başlangıç öyküsü olup Büyülü Büyük Zaman’lara iyi bir örnektir. Hemen hepimizin en sevdiği yemekler annelerimizin yaptığı yemeklerdir, çünkü hayata gözlerimizi açtığımızda ilk kez onun yemeklerini yemişizdir ve tadı hayat boyu unutulmaz.

Yazımı, fizikle bitirmek ne kadar hoş olur, bilemem, ama kelime oyunu yapıp, bundan 13.8 milyar yıl öncesine, En Büyük Zaman’a, zamanın başlangıcına, yani Büyük Patlama’ya, nam-ı diğer Big Bang’a gitmesem olmazdı! 

Uzay yoktu, zaman yoktu, boşluk dahi yoktu. Hiçbir şey yoktu. Muazzam bir enerji parlamasıyla, muazzam bir aydınlanma yaşanarak Planck Zamanı olan 10−43 saniyede Büyük Patlama gerçekleşti ve uzay-zaman meydana geldi.

Yeni Yılınız Kutlu Olsun…

Notlar

Eliade, Mircea (2017). Mitler, Rüyalar ve Gizemler, çev. Cem Soydemir, Ankara: Doğu Batı Yayınları.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir