“Sans Culottes”dan Çapulculara

A.B.D’li ünlü aktivist, dilbilimci ve düşünür Noam Chomsky de "çapulcu olduğunu" ilan ettiğine göre “sans culottes” dan çapulculara.[i] uzanan yol kısa olmalıydı. Ben de bu yolu tutmuş, Serge Moskovici'nin sözleri aklımda metroda gidiyordum: “Bütün veriler, insani olmayan bir doğa ve doğal olmayan bir insan anlayışına son vermeye zorluyor bizi.”[ii] Metronun Taksim durağında indiğimde alkışlarla karşılanmıştım. Gezi Parkı çıkışına doğru yöneldiğimde ise adımlarım hızlanmış, kalbim küt küt atıyordu. Yaklaşık bir haftadır İstanbul’da değildim, ama kalbim hep burada, Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’ndaydı. Heyecanım son haddine vardığında, metronun Gezi Parkı çıkışındaki yürüyen merdivenler bitmiş, park görünmüştü.

 

noam

 

Gezi Parkı fıkır fıkır kaynıyordu. Beş ağacın verdiği fidanlar bir gün içinde büyüyüp tohum olduktan sonra serpildikleri topraktan fışkırarak yüz bin ağaç oluvermişti.

* * *

Yüzlerce küçücük çadırın içinde ya da önünde, uzanan ya da oturan binlerce insan kazanılan zaferin tatlı yorgunluğuyla dinleniyordu. Bir o kadarı da, ayakta, ya oradan oraya koşuşturarak günlük işlerini yapıyor ya öbekler halinde toplanıp şarkılar söylüyor ya çeşitli sloganlar atıyor ya da gelen mesajların okunduğu ve çok sayıda konuşmacının eylemin anlam ve önemini anlattıkları kürsünün önünde pür dikkat kesilmiş söylenenleri dinliyordu. Flamalar ve sloganlardan anlaşıldığına göre, sosyalistler, komünistler, anti – kapitalist Müslümanlar, sosyal demokratlar, demokratlar, Türkler, Kürtler, Ermeniler, Museviler, Rumlar, Romanlar, eşcinseller, travestiler, anarşistler, lezbiyenler, Atatürkçüler, feministler, taraftarlar, inananlar, inanmayanlar, hemen herkesin hayranlık duyduğu ÇARŞI Grubu ve sayamadığım diğer gruplar aynı ortak paydada buluşmuşlar, Gezi Parkı’nı işgal etmişlerdi. İlk bakışta görünen, herkesin, ama herkesin yüzünde güller açmış olduğuydu. Büyük çoğunluğunun üniversite gençliği olduğu, liselilerin de desteklediği ve yaklaşık üçte ikisini kadınların ve kızların oluşturduğu 15 – 30 yaş grubuna giren eylemcilerin mizahi yanları o kadar güçlüydü ki, sürekli yeni sloganlar türetiliyor, ortalığa neşe saçılıyordu. Parıldayan bakışlarından zekâ fışkıran bu gençler birkaç gün içinde tüm ülkeyi sallamışlar, dünyanın gündemine oturuvermişlerdi.

Yemek ya da sağlık hizmetlerinden yararlanmak istiyorsanız mutfağa ya da revire gidip yararlanabilirdiniz. Bunun için her hangi ödeme yapmanıza gerek yoktu, ama imkanınız varsa bu hizmetlerin daha iyi sağlanabilmesi amacıyla ayni veya nakdi katkıda bulunabilirdiniz. Ayrıca sigara içiyorsanız size doğru uzatılan çanaktan bir sigara alabilir ya da çanağa bir sigara atabilirdiniz; içmiyorsanız canınız sağ olsun. Herkese ihtiyacına göre, herkesten yeteneğine (imkânına)  göre! Hoş geldiniz Gezi Komünü’ne. Hiyerarşi ve liderin olmadığı, hemen herkesin birbirine ağlarla (internet, twitter, facebook,vb.) bağlandığı yatay ilişkilerin hakim olduğu böyle bir topluluk başka nasıl isimlendirilebilir ki?

 

Boğaz

 

Peki, aniden, beklenmedik bir biçimde ve öngörülemeyen böyle bir olay neden ve nasıl meydana gelmişti? Nedenleri üzerine çok yazıldığını düşünüyorum. Buna kısaca değineceğim ve daha çok nasıl sorusuna cevap arayacağım.

M.Ö 8.yüzyılda yaşayan Yunanlı filozof Hesiodos, kozmik temalı eseri Thegony’de “…her şeyden önce kaos vardı” der. Her şey (düzen) ondan sonra oluşur.

Denge geçicidir ve ana akıntıda (main stream) ölü balıklar yüzer. Çünkü Friedrich Cramer’e [iii] göre yaşam dengesizdir ve kaosun sınırlarından doğar; denge ise ölümdür. Canlı organizmalar yaşamlarını dengeden uzak bir durumda sürdürürler. Çünkü tüm canlı sistemler karmaşıklık bölgesinde işler. Edgar Morin’in ifade ettiği gibi, “Canlının düzenindeki değişim ve yenilenme de ancak karmaşıklık kaynağı haline geldiği için zenginleştirici olabilen bir düzensizliğin ürünü olarak tasarlanabilir. Demek ki evrimdeki bütün değişimler ancak bozulmalar, ‘gürültüler’, ‘hatalar’ sayesinde olabilir ve bu unsurlar aynı zamanda, kendi kendini yeniden üreten, ve kendi kendini örgütleyen bütün sistemler için ölüm tehlikesi arz ederler. Öyleyse bütün canlı sistemler düzensizlik tarafından hem tehdit edilirler hem de bu düzensizlikten beslenirler.”[iv]

Gezi Parkı Direnişi Karmaşıktır: Melanie Mitchell’e göre “Karmaşıklık, zor, aniden,  kendiliğinden ortaya çıkan ve kendi kendine organize davranışlar sergileyen bir sistemdir.”[v] On günden beri yaşayan bir organizasyon olması bakımından kaosun sınırlarından doğan Gezi Parkı Direnişi, aniden ve beklenmedik bir biçimde, zorla, kendiliğinden ve kendi kendini organize ederek meydana gelmiştir. Sıkıştırılarak oluşturulan bir denge canlı sistemler için ölümcüldür. Yaşamı sürdürebilmek için  denge dışına çıkmak gerekir. Gezi Parkı Direnişi sıkıştırılarak oluşturulan dengeden bir çıkış arayışıdır. Bunu da toplumun en düzensiz ama en duyarlı ve en dinamik kesiminin yapması son derece anlaşılırdır

Gezi Parkı Direnişi Bir Siyah Kuğu’dur: Nassim Taleb’e göre Siyah  Kuğu  denilen  olayın  üç  temel  özelliği  vardır: Beklenmedik  şekilde ve nadiren olması, olağanüstü bir güce sahip bulunması, beklenmedik olmasına rağmen ortaya çıktıktan sonra açıklanabilir, diğer bir deyişle geçmişe yönelik olarak öngörülebilir nitelik taşımasıdır.[vi] Gezi Parkı Direnişi 1968 Devrimi’nden tam 45 yıl sonra gerçekleşmesi bakımından nadirdir. Bir salgın gibi tüm Türkiye’ye yayılması, iletişimde gelinen teknolojik aşama sayesinde tüm dünyanın gündemine oturması ve borsanın hızla düşüp dövizin yükselmesi  olayın olağanüstü bir güce sahip olduğunun ilk göstergeleridir. Yapmakta olduğumuz gibi, ortaya çıktıktan sonra açıklanabilir ve geçmişe yönelik olarak yapılabilecek ayrıntılı analizler sayesinde öngörülebilir bir niteliğe sahiptir.

Kısaca geçmişe yönelik bir analiz yapmak gerekirse, belli bir kesimin iktidar tarafından hedef alınıp aşağılayıcı ifadelerle tehdit edilmesi, cinsel yaşamlarına karışacak biçimde belli bir çocuk sayısında ısrar edilmesi, zaten şantiyeye çevrilmiş olan İstanbul’un hemen her gün açıklanan ve yeşil alanların yok edilmesine neden olacak üçüncü havaalanı ve üçüncü köprü gibi yeni projelerle nefes alınamayacak bir şehir haline getirilmek istenmesi, içkiye getirilen yeni düzenlemeler ve içki içenlerin “ayyaş” olarak nitelenmesi, yani anılan kesimin yaşam biçimine müdahale edilmesi ve  kamusal alanların ortadan kaldırılması “Her yer Taksim her yer direniş” sloganıyla yayılan Gezi Parkı Direnişi’nin meydana gelmesinde çok önemli rol oynamıştır. Özellikle, çoğunluğu muhafazakâr olsa da rakısını da içen bu kesimin “ayyaş” olarak nitelenmesinin bardağı taşıran son damla olduğunu söylemek mümkündür; dönüm noktası da diyebiliriz. Kuşkusuz, Gezi Parkı’ndaki beş ağaç bu direnişin en önemli sembolüdür. Küreselleşen dünyada yükselen ekolojik mücadele gençlerin bu alandaki bilinçlerini hayli arttırmış ve şehrin ortasında bulunan birkaç ağaçlık Gezi Parkı’nın Topçu Kışlası inşaatı ile alış veriş merkezine dönüştürülmek istenmesi bıçağın kemiğe dayanmasına neden olmuş, buna karşı direnenler kelebek etkisi yaratarak eylemin bir salgın gibi tüm Türkiye’ye hatta dünyaya yayılmasını sağlamışlardır. Gezi Parkı’nda kanat çırpan kelebek tüm Türkiye’de kasırga yaratmış, yaratılan kasırga bir anda dünyayı etkisi altına almıştır.

Gezi Parkı’nda Kanat Çırpan Kelebek, Kelebek Etkisi Yaratarak (Butterfly Effect)Tüm Türkiye’de Kasırga Yaratmıştır: Başlangıç noktasına hassas bağımlılık ilkesinin hakim olduğu sistemlerde, başlangıç verilerindeki küçük değişiklikler sistemin uzun vadeli davranışlarında büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurur ya da farklar yaratır.[vii] Unutmayalım, “Bir mıh bir nal kurtarır; bir nal bir at kurtarır; bir at bir er kurtarır; bir er bir cenk kurtarır; bir cenk bir vatan kurtarır!” Olayımızdaki kelebek, simgesel olması bakımından Gezi Parkı’nda mücadele eden kırmızı giysili kadındır.

 

kız

 

Gezi Parkı Direnişi Kendi Kendini Organize Etmiştir (Self – organization): Kendi kendini organize eden sistemler “kaosun tersidir. Kaosta çok basit örüntüler karmaşık ve öngörülemez örüntülere dönüşür. Kendi kedini organize eden sistemlerde ise karmaşık ve öngörülemez – aslında kaotik – bir madde büyük ölçekli bir örüntüye dönüşür. Girdaplar, kristalleşmeler ve canlı organizmalar en iyi “self organization” örnekleridir.”[viii] Kendi kendilerini organize eden canlılara en iyi örneklerden biri karınca kolonilerinin davranışlarıdır. “Bir karınca kolonisinde bütün karıncalar zaman zaman kendi bireysel çıkarlarına ters düşse de, ortak iyi için çalışırlar.”[ix] Gezi Parkı Direnişi eylemcilerin kendi kendilerini organize ederek tıpkı karıncalar gibi ortak bir iyilik – özgürlük – için bir araya geldiklerinden başarılı olmuştur. Gezi Parkı’na gidenler eylemcilerin bir karınca kolonisi gibi hızlı, birbirlerine saygı duyarak, her hangi bir karşılık beklemeksizin ve güler yüzle çalıştıklarına şahit olacaklardır.

Gezi Parkı Direnişi’nden Sonra Beliren Ortak İyilik, Özgürlüktür: Düz anlamı “belirme, ortaya çıkma” olan “emergence” terimi, karmaşıklık biliminde “basit kurallardan karmaşık örüntüler oluşması süreci” olarak tanımlanmaktadır. Örnek olsun, çok sayıdaki nöron arasındaki etkileşimin, bu nöronlar tek başlarına düşünme kabiliyetine sahip olmasalar da, düşünme yetisine sahip bir insan beyni üretmesi “emergence”dir. Bir fenomen belirmiştir, “emergent”, diyebilmek için onun mutlaka  “öngörülemez” olması gerekir.[x] Henüz erken olabilir ama, Gezi Parkı Direnişi’nden sonra beliren ortak iyilik, özgürlük gibi görünmektedir. Aslında, hareketin bizzat kendisi de "belirme" olarak nitelendirilebilir.

 

Hürriyet

 

Gezi Parkı Çekici Bir Öğedir (Attractor): Çekici öğe bir sistemin davranışsal sonuçlarının temsili bir modelidir.  Bu bir çekim kuvveti ya da sistemde amaca yönelik  var olma değildir, sadece sistemdeki hareket kuraları temelinde sistemin nereye yöneldiğini belirtir. Başka bir deyişle, bir mıknatısın demir parçacıklarını kendisine çekmesinden çok, bir kayığın geniş bir ırmakta yavaş bir akıntıda yol almasına benzer.[xi] Gezi Parkı Direnişi’ne tüm Türkiye’den ve dünyadan verilen destek, diğer il ya da ilçelerdeki parkların isimlerinin Gezi olarak değiştirilmek istenmesi Gezi Parkı’nı çekici bir öğe yapmıştır. Hatta, Gezi Parkı Direnişi’nin beklenmedik ve öngörülemez bir biçimde ortaya çıkması onu tuhaf çeker “strange attractor” haline getirmiş ve yurt ve dünya bu tuhaf çekere kilitlenmiştir.

Gezi Parkı Direnişi Olumlu Geribeslemelerle (Feedback) Serpilip Gelişmektedir: Fritjof Capra’ya göre “Bir geribesleme döngüsü, belirli nedenlerle bağlantılı olan elemanlardan oluşan çevrimsel bir düzendir… Daha geniş düşünürsek geribesleme herhangi bir süreç ya da etkiliğin çıktısıyla ilgili bilginin kaynağına iletilmesi anlamına gelmektedir”[xii] Doğa ve toplumda olumlu ve olumsuz geribeslemeler süreklidir. Genellikle olumlu geri beslemeler bir fikri ya da durumu pekiştirir ve artık yeni çatallanmalara yol almanın vakti gelmiş demektir. Olumsuz geri beslemeler ise bizi bulunduğumuz noktaya çekerek dengede tutmaya çalışır.

Çatallanma / Dallanma (Bifurcation) Noktasındayız: Doğa ve toplumda ortaya çıkan olumlu geribeslemeler çatallanmaların ya da dallanmaların çıkış noktasını oluştururlar. Çatallanmalar, kaosun sınırlarında ya da dönüm noktalarında belirir. Türlerin evrimi doğadaki çatallanmaların en tipik örneğidir. Sosyal yaşamda çatallanma noktalarında zaman oku hakimiyetiyle bir daha geri alınamayacak kararlar alınır. Böylece yeni süreçler doğar, gelişir, yaşlanır ve ölürler. Kaos ve genel sistem kuramında en önemli terim çatallanma / dallanma sözcüğüdür. Anlamı, belirli bir sürecin belli bir aşamasında iki ya da daha fazla yola ya da dala ayrılmasıdır.

Çekici öğeler başlangıç noktasına çok duyarlı oldukları için karmaşık hareketli bir kaotik dizge ya da olay kararsız duruma gelince, çekici öğe tarafından evre dönüşümüne çekilir ve bunun sonucunda dizge ya da olay ya çatallanır ya kendi kendini organize eder ya da dağılır. Gezi Parkı Direnişi ile başlayan sürecin nasıl sonuçlanacağını çok da uzun olmayan bir süre sonra görebileceğimizi düşünüyorum.

Hey Özgürlük !: Unutulmamalıdır ki, karmaşık sistemler kendi kendilerini uyarlayarak düzen adacıkları oluşturmaya çalışsa da denge ve istikrar uzun süre devam etmez. Çünkü doğal yapıda istikrar yoktur ve yukarıda ifade edildiği gibi özellikle olumlu geribeslemeler yeni dallanmaların habercisi olur. Eşitsiz gelir bölüşümünün devam etmesini sağlamaya çalışmak, doğayı sömürüp aşırı üretimi zorlamak, özgürlükleri kısıtlamak, kimliği korumak, benliği sürekli yeniden üretmek, özetle değişime direnmek, içe yönelik odaklanma şeklindeki sürekli denge arayışında olmak demektir. Oysa tüm canlı varlıklar doğaları gereği değişmek, büyümek, sınırları keşfetmek vb. için denge dışında olmak, yani dışa odaklanmak durumundadırlar.

Ancak, nasıl ki olumlu geribeslemeler yeni dallanmaların habercisiyse, olumsuz geribeslemeler de tam tersine dengeye dönüşün habercisi olurlar. Kararlı hali, yani istikrarı korumak ancak ve ancak içe odaklanarak dengeye geri dönmeyi gerektirir. Gezi Parkı Direnişi’nden daha çok özgürlük mü yoksa daha çok baskı mı çıkacağı henüz belirsiz olup ortaya çıkacak sonuç dallanma / denge ikileminde yatmaktadır. Görünen o ki dengeye dönülse bile, bu artık eski denge hali olamayacaktır.

Unutulmaması gereken bir başka gerçek de, aralarında bazı öğretim üyelerinin de bulunduğu bir kısım gazeteci ve analistin özgün olmak adına ısrarla yazıp söylediği gibi Gezi Parkı Direnişçileri’ni oluşturan çoğunluğun politik olmadıklarına dair doğru olmayan ve yanıltıcı yorumlarıdır. Evet, örgütlü olmayan direnişçilerin sayıları oldukça fazla olabilir, ama eşitlik ve özgürlük isteyenler daha nasıl politik olsunlar ki? Anket yapmaya ne gerek var?

* * *

Evime gitmek üzere alkışlarla metroya tekrar bindim. Her durakta ineni alkışlarla evine uğurladık. İneceğim durakta ben de alkışlarla indim. Metrodan yeryüzüne çıkınca aklımda anılarla yürüyordum: Yıllarca önce, ben de Gezi Parkı Direnişçileri’nin yaşında ve üniversite öğrencisiyken, yanılmıyorsam beş kişiydik ve şimdi A.B.D.’de yaşayan bir arkadaşımın evinde toplanmış, ders çalışıyorduk. Saat 12’ye doğru çat kapı ve bir başka arkadaşımız ile Can Yücel kapıda belirivermesin mi? İşte o gece, şişenin dibini bulurken, en büyük “çapulcu” bize şu şiiri okumuştu:

                              Yaprak Dökümü

“Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar 
Şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar 
Mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar 
Çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar 
O çocuklar 
O yapraklar 
O şarabi eşkıyalar 
Onlar da olmasa benim gayrı kimim var?”

            Can Yücel

Şiiri okuduktan sonra da “Çocuklar, dışarı çıkıp bütün arabaları yakalım” diye tutturmaz mı? Böyle bir şey olmadı tabii, ama ertesi gün Yeni Ortam Gazetesi’ndeki yazısı “Yangın Va!” başlığını taşıyor, zamanın iktidarını yerden yere vuruyordu.

Can baba, merak etme, o şarabi eşkıyalar dökülen yaprakları çoktan topladılar, şimdi atlarına binmiş Taksim Meydanı’nda “devrim” provaları yapıyorlar.

 İktidar yandaşlarının “Yol ver gidelim, Taksim’i ezelim”  sloganına karşılık yaratıcı, nüktedan ve barışçı direnişçilerin  sloganı ile bitirelim: “Yol ver gidelim, Taksim’i gezelim.”

 

09.06.2013

 

Notlar


[i] Sans Culottes: Fransızca pantolonsuzlar anlamına gelir ve Fransız Devrimi’nin simgeleşmiş kahramanlarıdırlar. Çapulcuyu tarif etmeye gerek yok sanırım; onlar Taksim’de sizi bekliyorlar.

[ii] Aktaran: Morin, Edgar. Morin, Edgar. Yitik Paradigma: İnsan Doğası, Çeviren: Devrim Çetinkasap, T.İş Bankası Kültür Yayınları, İst., 2010, s.1.

[iii] Cramer, Friedrich. Kaos ve Düzen, Sırat Köprüsündeki Hayat, Çeviren: Veysel Atayman, Alan Yayıncılık, İst., 1998

[iv] Morin, Edgar. (A.g.e). s.103.

[v] Mitchell, Melanie. Complexity: A Guided Tour, Oxford Üniversity Press, New Yok, 2009, p. 13.

[vi] Taleb, Nassim Nicholas. Siyah Kuğu, Olasılıksız Görünenin Etkisi, Çeviren: Nazan Arıbaş,   Varlık Yayınları, İst., 2008.

[vii] Meteorolog Edward Lorenz’in  M.I.T.’de hava durumu tahminleriyle ilgili olarak deney yaparken, bilgisayarına 0.506127 yerine kolaylık olsun diye bu sayıyı yuvarlayarak 0.506 girmesiyle yapılan tahminin çok farklı çıkması, bu kavramın keşfedilmesine yol açmıştır. O gün bu gündür bu türden değişiklikler yaşadığımızda Arizona’da kanat çırpan kelebeğin Hindistan’da kasırga yarattığını söyler olduk. Gerek bu konuda gerekse kaos ve karmaşıklık konusunda geniş bir literatür mevcuttur.

[viii] Marshall, Ian & Zohar, Danah. Who’s Afraid of Schrödinger’s Cat? William Morrow, New York, 1998, p. 84.

[ix] Hofstadter, R. Douglas. Gödel, Escher, Bach, Bir Ebedi Gökçe Belik, Çevirenler: Ergün Akça ve Hamide Koyukan, Kabalcı Yayınevi, İst., 2001, s.379.

[x] De Landa, Manuel. Çizgisel Olmayan Tarih, Bin Yılın Öyküsü, Çeviren: Ebru Kılıç, Metis Yayınları, İst., 2006, s.18.

[xi] Battram, Arthur. Karmaşıklıkta Yol Almak, Çeviren: Zülfü Dicleli, Henkel Yayınları, İst.,1999, s.173.

[xii] Capra, Fritjof. Yaşamın Örgüsü, Zihin ve Maddenin Yeni Bir Sentezi, Çeviren: Beno Kuryel, Yapı Merkezi, İst., 1996, s.58.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

2 thoughts on ““Sans Culottes”dan Çapulculara

  • Ümit Birsel dedi ki:

    Aklına, yüreğine sağlık Bülent’cim. Kız kardeşim Özlem 26 yıldır İngiltere’de yaşıyor. Yazdığı kitabı Oğlum edit ederken skype de tartışmalarına tanık oldum. Özlem 80 darbesi ergenleri olarak kendi kuşağını, depolitizasyon sonrası kendine gelen ilk kuşak olarak tanımlarken Oğlum, Gezi hareketinin asıl kırılma noktası olduğunu ve bunu ancak 80 darbesi doğumlu kuşağın başarabildiğini söylüyordu. Oysa ellerindeki Bayrak aynı bayraktı. Bizim de önceki kuşaktan teslim aldığımız ve Onlara aktardığımız paradigmalar, yani pusulalar, haritalar ve deniz fenerleri..Ve hepsinin doğru yolu gösterdiğine tanık olmak ne güzel bir duygu. Sevgi ve sağlıkla kal…

    • bulentgundogmus dedi ki:

      Çok teşekkür ederim Ümit. Dediklerine aynen katılıyorum, çünkü hiç bir hareket bir anda olup bitmez. Bu bir süreç ve dediğin gibi aslında aynı bayrağı taşıma yarışı. Bu kez biçim hayli farklıydı. Kuşkusuz özde de bazı değişiklikler söz konusuydu tabi, ama varılmak istenen nokta, son tahlilde, eminim ki aynıydı.

      Ancak şunu söyleyebilirim ki, beklenmedik bir hareketti ve önce Türkiye’yi sonra da dünyayı fethetti. Bir gün, yine beklenmedik bir biçimde tekrar zuhur edeceğine hiç kuşkum yok.

      Sevgiler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.