Bülent GÜNDOĞMUŞ

Tutunamayan Zaman

(Eczanedeyiz) Ne bağlanmaz telefonmuş be! Beklemekten kök saldık. Zırrr… Zırrr… Zırrr… Hah bağlandı işte! Oğlum telefona bakar mısın? Bakıyorum baba. Alo, buyrun efendim. Şakir Bey’le görüşebilir miyim? Yanlış numara. Burada bu isimde birisi yok. Yok mu? Hayır yok. (Telefon kapanır. Biraz sonra) Zırrr… Zırrr… Zırrrrrr…… Alo, aalooo… allo. Evladım, siz bizi aramıştınız, biz değil. Konuşun lütfen, konuşuyor musunuz? Hanımefendi lütfen aradan çekilir misiniz, konuşmaya çalışıyoruz işte. Evladım, Şakir Bey sipariş verecekti. Amca, burada Şakir isminde birisi yok. Ne oluyor oğlum? Şu telefon bir türlü bağlanmadı mı? Bağlandı da, yanlış bağlandı baba. Şakir diye birisini arıyorlar. Hımmm… Baba sanırım adını yanlış söylüyorlar. (Tuhaf sesler gelmeye başlar) Cır, cırrr. Alooo. Konuşuyor musunuz? Abla aradan çıkar mısın? Nereye çıkayım çocuğum? İşim henüz bitmedi. Yoksa seninle mi çıkayım? Ah bir çıksa(n), ben de nerelere çıkardım. Ayol sen ne şeker şeymişsin öyle! (Eriyorum). Ne diyorsun oğlum? Biiir jeeyy yook baaba. Evladım, bir susar mısın? Tamam amca, siz babamı arıyorsunuz sanırım, ama babamım adı Sahir, Sahir, Şakir değil. Konuşuyor musunuz efendim?  Konuşuyoruz kızım, konuşuyoruz. Tamam evladım, ver babanı bakim. Verdim amca…

Şehirlerarası telefon konuşması yapabilmek için, aradığımız numaraya PTT aracılığıyla bağlandığımız yıllardı. Sıkıntılı, bir türlü bitmek bilmeyen bekleyişlerin hüküm sürdüğü tutunamayan zamanlardı. Babamın zamanları…

 

Babam 1

Sahir Gündoğmuş (1930 – ∞)

 

Tutunamayanlar’da, Selim Işık’ın intihar ettiğini haber vermek üzere Ankara’da yaşayan ortak arkadaşları Metin Kutbay’ı, İstanbul’dan, bir zamanlar olduğu gibi ihbarlı olarak telefonla arayan Turgut Özben, telefonu bağlattıktan sonra beklemeye başlar.

 

Atay

Oğuz Atay (1936 – ∞ )

 

“Saatine baktı; saniyeleri izledi. Zaman kavramını canlı tutmaya çalışan yetkisiz bir gösterge. Zamanın böyle geçmesine imkân var mı? Yıllar, bu küçük aralıkların birleşmesiyle açıklanabilir mi? Nabzını saydı. Doksan dört.”[1]

“Yıllar bu küçük aralıkların birleşmesiyle açıklanabilir mi?” Bu küçük aralıklar birbirlerine tutunarak yılları oluşturabilir mi? Babamın yaşadığı bu küçük aralıklar, bu anlar, hiçbir zaman birbirine tutunamadı; hep bir ritim tutturdular, ama bir türlü birbirlerine tutunamadılar… Tıpkı Oğuz Atay ve onun Tutunamayanlar’ının Selim Işık’ı gibi…

 

Notlar

[1] Atay, Oğuz. Tutunamayanlar, İletişim Yayınları, 57. Baskı, İst., 2012, s. 404.

 

, , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>