Vergilius’un Ölümü ve Ahmet Cemal

Ah, evet, metafor üstüne metafor, metafor üstüne metafor, yani, şiirsel bir anlatım; – ah, evet, geçmiş ile geleceğin şimdideki olağanüstü bileşimi, yani, olağanüstü bir kurgu;- ah, evet, omnium temporum in unum collatio (tüm zamanların bir noktada kesişmesi), yani, renkli, aktif, bir denk gelme anı, yani Kairos; – ah, evet, insanlar sadece uyurken, sevişirken ve uyurken gözlerini yumarlar, yani hazzın doruğuna ulaşırlar; – ah, evet, hayal ile geçeğin mükemmel bir bileşiminin tezahürü; – ah, evet bir tarafta ölüm döşeğinde yatarken destansı şiiri Aeneis’i yetersiz bulduğu için yakmak isteyen Publius Vergilius Maro, diğer tarafta ise onu kurtarmak isteyen Roma İmparatoru Gaius Octavius Augustus Caesar (Sezar)’ın bitmez tükenmez bilmeyen diyalogları; – ah, evet, selam sana usta romancı Hermann Broch; – ah, evet, sonsuz teşekkürler olsun sana usta çevirmen Ahmet Cemal…

 

Broch

Hermann Broch

Yukarıdaki satırları 01.08.2017 tarihinde sabah saatlerinde yazmıştım. Aynı gün öğlen saatlerinde ise Ahmet Cemal için şunları yazmak zorunda kaldım: Çok, ama çok üzüldüm. Daha dün akşam olağanüstü güzellikte çevirdiği Hermann Broch’un Vergilius’un Ölümü’nü (2012) bitirmiştim. Çeviri dünyamız öksüz kaldı. Güle güle usta, güle güle. Yolun açık olsun. Şairin dediği gibi seferinden dönmediği için, kimsenin bilmediği yeni dünyan tıpkı Vergilius’un Ölümü’ndeki gibi renkli olsun!  Broch’a, Musil’e, Canetti’ye, Lukacs’a, Zweig’e, Benjamin’e, Brecht’e, Goethe’ye, Kafka’ya, Hölderlin’e, Novalis’e, Nietzsche’ye, Rilke’ye ve yapıtlarını çevirirken dost olduğun tüm şair ve yazarlara selam söyle…

 

Ahmet Cemal

Ahmet Cemal

“Ağustosböceklerinin kemanları, sayıları onbinlere varıyormuşçasına, ama sürüp giden tek bir tonda, tekdüzeliğinden ötürü sessiz, ne yükselen ne de alçalan bir ezgi gibi, alacakaranlığın bastığı toprakları titreşimleriyle uçsuz bucaksıza yayarak doldurmaktaydı.”

*

“Kaçış, ah, evet kaçış! Ve gece, yani şiirin zamanı. Çünkü şiir, alacakaranlıkta görebilen bekleyiştir, günbatımının sezgileriyle dolu uçurumdur, eşikte bekleyiştir, aynı zamanda hem birliktelik hem de yalnızlıktır, aynı zamanda hem karışım hem de karışım karşısında duyulan korkudur, karışım içersinde kötülükten arınmıştır, uyuyan sürünün rüyası kadar kötülükten uzaktır, ama yine de böyle bir kötülük karşısında duyulan korkudur: ah, evet, bekleyiştir şiir, yola çıkış değildir henüz, ama öte yandan da sonsuz bir ayrılıktır.”

*

“Vergilius,… hem zamanda donup kalmıştı, hem de geçen zaman boyunca kendini sürekli değiştiriyordu.”

*

“Sabahın erken zamanı filizlendi, kokusunun artan temizliği ile, son derece belirgin, son derece ışık grisi netliğiyle ona doğru esti, bu sabah zamanının içinden, onunla karışmaksızın, ilk ocak ateşlerinin ince ve geniz yakan dumanları geçti, sabah, Vergilius’a o kendine has neşeli aydınlıkla denizin gümüşi tuzlu nefesi esti, bu nefes, serin ve nemli sahilin ilk parıltıları arasından yükselmişti, kumları ve taşları belirgin olan, sabahın gümüş dalgalarınca ıslatılan sahil, sabahın kurbanını almak üzere hazırlanmıştı, evet, sabahın zamanı Vergilius’a doğru esmekteydi, yayılmıştı ve yayılmaktaydı…”

*

“Ölümsüz olan tek şey hakikattir.”

 

vergiliusNationalmuseum Tunis, Tunesien: Ausschnitt Vergil-Mosaik (imago)

 

“Neydi zaman denilen? Gerçekten sürekli akıp duran bir nehir miydi? Daha çok tek tek dalgalar halinde bir hareket içersinde değil miydi? Kimi zaman bir gölün, hatta bataklığın neredeyse tamamen durgun sularıydı, iki renkli bir alacakaranlık bulutunun altında uzanıp gidiyordu, bazen de yine tozutan bir şelale misali, yedi renkte parıldayan köpükleriyle bir tufana dönüştüğü söylenebilir miydi?”

*

“…güneşin imgesi kızıl kor gibiydi, yıldızlar göz kırpmaktaydı, ayın tepsisi mat altındandı, yıldızdan kaynaklanan ışık demetleri yönsüzdü, öyle ki, geçmiş ve gelecek tek bir parıltının örgüsünde birbirine giriyordu…”

*

“… çünkü Vergilus, bir zamanlar arkasında bıraktığı sonsuzluğa dönük olarak, onların arasından Şimdi ve Burada’nın sonsuzluğunu görüyordu, aynı zamanda hem geriye hem de ileriye kulak kabartıyordu, ve geçmiş zamanın dalga sesleri, unutulmuş bir görünmeyene batmış olarak şimdiki zamana tırmanıyordu, içinde ebediyetin, bütün imgelerin en eskisinin dinlendiği akıcı bir eşzamanlılığa dönüşüyordu. O zaman Vegilius tüylerinin ürperdiğini hissetti, ve çok güçlü bir ürperişti bu, kesinliğinden dolayı neredeyse iyicil diye nitelendirilebilirdi, çünkü zamanı halkası kapanmıştı, ve Son, şimdi Başlangıçtı. Batıp gitmişti imge, bütün imgeler batıp gitmişti, sadece hepsini görünmez bir şekilde muhafaza eden dalga sesleri devam ediyordu.”

*

Güle güle Ahmet Cemal… Çevirilerini okudukça hem seni anacağız…

 

Notlar

Broch, Hermann (2012). Vergilius’un Ölümü, çev. Ahmet Cemal, İstanbul: İthaki Yayınları.

 

 

 

 

, , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.