Zamanın Covid-19 Hali

Kapitalistleşme süreci, başka sonuçlarının yanı sıra, 1850’lerden sonra ulaştırma ve haberleşme olanaklarının metastas yaparcasına yayılmasına neden olmuştur. Karl Marx bu süreci “mekânın zaman tarafından yok edilmesi” ifadesiyle tanımlar. Marx’tan yaklaşık bir buçuk asır sonra, David Harvey, “zaman-mekân sıkışması” şeklinde kavramsallaştırdığı bu fenomeni,  kapitalizmin hayatımıza kazandırdığı hız artışının ve mekânsal engellerin dünya sanki üzerimize çökecekmişçesine aşılması olarak ifade eder. Özellikle 1970’lerde kitle üretiminden esnek uzmanlaşamaya geçtiğimiz dönemde olan biten Zygmunt Bauman için katı moderniteden akışkan moderniteye geçiştir. Artık ışık hızında gerçekleşen iletişim evreninde mekân anında kat edilmekte, “burada” ile “orada” olan arasındaki fark yok olup gitmektedir.

Yeni enformasyon teknolojileri sayesinde zamanın önündeki en küçük engeller bile aşılmakta, “gerçek-zaman” ekonomileri belirmekte ve Manuel Castells’in deyişiyle ağ toplumlarının “zamansız zaman” dediği döneme girmekteyiz. Böylece küresel toplum rasyonel ve standartlaşmış bir zamansallığa bağımlı hale gelmektedir. Paul Virilio’ya göre “Hiçbir şey gerçekleşmemekte, he şey geçmektedir.”

Her şeyin geçip gittiği ve eşzamanlılığın şahikası olan sanal âlemde varoluşumuzun teknolojiye teslim ettiğimiz alanları, dokunma hissimiz, bedenlerimiz ve kimliklerimizdir. Bedenlerimizin olmadığı bu dünya kaosun olmadığı bir düzen dünyasıdır. Çünkü Richard Sennett’in vurguladığı gibi, “Günümüzde düzen temassızlık demektir.” Ama bu dünya gerçek değildir. Bu düzen dünyası kuru, sert ve soğuktur. Oysa yaşam kaosta gizlidir.

Evet, uzunca bir süredir “şimdi ve burada”nın dayanılmaz hazzını yaşıyoruz. “İlk bilen” olmak için çırpınıyor, “anı yakalamak” için çırpınıyoruz. Sonunda hemen her şey “hemen şimdi” oluveriyor.

2020’nin başından itibaren yaşadığımız covi-19 küresel salgın süreci, son analizde, işte bu “orada” ile “burada” olma arasındaki farkın yok olmasının, yani “mekânın zaman tarafından yok edilmesi”nin bir tezahürüdür. Teknolojik gelişmelere paralel olarak, topraklarına el konduğu için kırdan kopup kente göç etmeye zorlanan yoksul köylülerin işçileşmesiyle gelişen sürecin geldiği nokta…

Zamanın Covid-19 hali ise, yukarıda betimlediğim tablonun “dönülmez akşamın ufkunda” asılı durduğu versiyonudur. Sokakta dolaşırken mesafeyle bozduğumuz, dokunma hislerimizin yok olmaya yüz tuttuğu bir dönemden geçiyoruz. Alışveriş, eğitim, her türlü toplantı, turistik seyahatler vb. etkinlikler hep sanal. Sennett, başka bir bağlamda söylemiş olsa da, “Dokunma duyusu yoluyla yabancı bir şeyi ya da birini hissetme riskine gireriz. Teknolojimiz bizi bu riskten uzak durmamızı sağlar” derken sanki korana günlerini öngörmüş.

Zamanın Covid-19 hali, kuru, soğuk, sert ve aynı zamanda insana tam bir yalnızlık hissi veriyor. Birçok şeyi iletişim teknolojileri sayesinde belki aynı hızla gerçekleştiriyoruz, ama bu sanal âlemde sohbetsiz yapayalnızız. Ötekine açık olacağımız ve dokunma eylemini gerçekleştireceğimiz güzel günlere…

, , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir