Bülent GÜNDOĞMUŞ

Zamanın Dışına Çıkmak

Gabriel Garcia Marquez’in başyapıtı Yüzyıllık Yalnızlık’ta (2014: 91-93) Buendia Ailesi’nin reisi José Arcadio Buendia, uykusuzluktan tükendiği bir gecenin sabahında odasına dalan ak saçlı sarsak Prudencio Aguilar’ı görünce, ölülerin de yaşlandığına şaşırarak “Prudencio!” diye haykırır ve devam eder: “Ne kadar da uzaklardan çıkıp gelmişsin!” Onca yıllık ölümden sonra dirilere duyulan yoğun bir hasretle sohbet ederler. Birkaç saat sonra, Buendia, oğlu Aureliano’nun işliğine gidip, “Bugün günlerden ne?” diye sorar ve salı cevabını alınca, kendisinin de öyle olduğunu sandığını, ama bir de bakınca, dünkü gibi daha hala pazartesi olduğunu söyleyerek ekler: “Gökyüzüne bak hele, duvarlara bak, bugün de pazartesi.” Onun sapıklıklarına alışık olan Aureliano oralı olmaz. Ertesi gün, yani çarşamba günü, José Arcadio Buendia oğlunun işliğine girerek, “Felaket bu, şu havaya bak, güneşin vızıltısına kulak ver, her şey tıpkı dünkü ve bir önceki günkü gibi. Bugün de pazartesi” der.

Buendia, perşembe günü, yüzü yeni sürülmüş toprak gibi acıdan kırış kırış, dokunsalar ağlayacak bir halde yine işliğe gider ve “Zaman makinesi bozuldu” diye hıçkırarak karısı Ursula’yla kızı Amaranta’nın ne kadar uzaklarda kaldıklarını sayıklar. Aureliano’nun kendisini çocuk azarlar gibi paylamasından sonra da, yaptıklarına pişman olmuş bir tavır takınarak zamanın geçişini kanıtlayacak bir değişiklik bulmak için çırpınır. Bütün geceyi yatağında gözünü kırpmadan Prudencio Aguilar’a, çingene Melquiades’e ve tüm ölülere seslenip acısını paylaşmaya çağırmakla geçirir, ama gelen olmaz. Cuma günü kimse uyanmadan dışarı çıkar ve günlerden pazartesi olduğuna hiç kuşkusu kalmayıncaya kadar doğayı seyreder. Sonra da eline geçirdiği kapının kol demiriyle bağıra çağıra oraya buraya saldırarak işlikteki her şeyi tuzla buz eder.

Aureliano, işin çığırından çıktığını görünce komşulardan yardım ister ve Buendia’yı bahçedeki kestane ağacına bağlarlar. Buendia, bundan böyle roman boyunca bir süre kestane ağacına bağlı kalacak, daha sonra da kaybolup gidecek,  yani zaman dışına çıkarılmış olacaktır. Zaten kendisi de zaman makinesinin bozulduğunu söylememiş midir?

 

zaman dışına çıkamk

 

Karl Marx, daha 1857/58 yıllarında yazdığı Grundrisse’de (2005: 430) mekânın zaman tarafından yok edildiğini, bunun da sermaye için bir zorunluluk olduğunu yazdığında günümüzde olup bitenleri haber veriyor olmalıydı. Manuel Castells’in (2008: 577) ifadesiyle zamansız zamanları yaşadığımız günümüz ağ toplumlarında, sahip olduğumuz akıllı telefonlar, tabletler ya da bilgisayarlar sayesinde 7/24 “on-line”ız ve tüm mesafeleri ortadan kaldırarak her an sosyal medyada bir şeyler paylaşabiliyor, bankacılık işlemleri ve çeşitli alışverişler yapabiliyor, uçak, otobüs, tren, otel, lokanta ve her türlü eğlence yerlerinden yer ayırtabiliyoruz. Her şeyin geçip gittiği ve eşzamanlığın şahikası olan bu sanal âlemde varoluşumuzun teknolojiye teslim ettiğimiz alanları, dokunma hissimiz, bedenlerimiz ve kimliklerimiz (Castells, 2008: 484) olsa da, bu âlemin dışında kalanlar, ötekiler (yoksullar, işsizler, köylüler, vb.) maalesef, zamanın dışına itilmiş oluyorlar.

* * *

Evrenimizde çok sayıda bulunan kara delikler uzayın kendi içine çökecek kadar eğrildiği ve zamanın durma noktasına gelecek kadar yavaşladığı bölgelerdir. Astronomlar gerek güneşimizin boyutlarında gerekse ondan büyük kara delikler tespit etmişlerdir. Örneğin, gökadamızın merkezinde tespit edilen bir kara delik güneşimizden bir milyon kez büyük olup çevresinde gezegenler gibi dönen yıldızlardan kendisine yaklaşan her hangi birini, yıldız bu esnada kütle çekimi kuvvetiyle parçalandığı için, bir köpekbalığının küçük bir balığı yuttuğu gibi yutabilmektedir. Bu sıradaki kütle çekim kuvveti o kadar büyük olur ki, ışık bile bundan kaçamaz. Işık hızı bir cismin ulaşabileceği en yüksek hız olduğuna göre, hiçbir şey bu hızı aşamayacağından hiçbir şey bu aşamada kara deliğe gömülmekten kurtulamaz. Işık hızında ise zaman yok olduğu için kara delilerde zaman da yok olur. Çünkü kara deliğe gömüldükten sonra, genel görelilik kuramına göre her şey sonsuz küçüklükte bir noktaya ulaşana kadar sıkışır ve Büyük Patlama’daki gibi sonsuz bir yoğunluğa ulaşılacağı öngörülür (Rovelli, 2018: 217-219). Zaten zaman da Büyük Patlama ile başlamamış mıdır?

Kısaca, zamanın dışına çıkmak kara deliklere gömülmek demektir; ölüm işte böyle bir şeydir.

 

Kaynakça

CASTELLS, Manuel (2008).  Enformasyon Çağı: Ekonomi, Kültür ve Toplum, 1. Cilt: Ağ Toplumunun Yükselişi, çev. Ebru Kılıç, 2. Baskı, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Marquez, Gabriel Garcia (2014). Yüzyıllık Yalnızlık, çev. Seçkin Selvi, 58. Baskı, İstanbul: Can Yayınları.

MARX,  Karl (2005). Grundrisse, der Kritik der politischen Ökonomie, Marx Engels Werke, Band 42, 2. Auflage, Berlin:  Karl Dietz Verlag.

Rovelli, Carlo (2018). Gerçek Göründüğü Gibi Değildir, çev. Tolga Esmer, İstanbul: Can Yayınları.

 

 

 

 

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>