Bülent GÜNDOĞMUŞ

Yaratıcı Düşünce (1)

Başkanlığı döneminde Clinton’a da danışmanlık yapan, doktorasını İngiliz Rönesans edebiyatı üzerine yaptığı halde daha sonra tıbba duyduğu tutku nedeniyle nörobilim alanında uzmanlaşan Dr. Nancy Coover Andreasen’a göre yaratıcılığın üç temel bileşeni vardır ve bunlardan ilki özgünlüktür. Bu anlamda yaratıcılık yeni ilişkiler, farklı bakış açıları ve yeni betimleme yolları sezmeyi içerir.

Andreasen’e göre yaratıcılığın ikinci bileşeni ise en geniş anlamıyla fayda, yani işe yararlılıktır. Burada sözü edilen fayda oldukça geniş anlamda kullanılmakta, roman, resim ya da örneğin senfoni gibi sanat eserlerinin elle tutulamayan ama okuyan, gören ya da dinleyenlerde yeni duygular ve hayranlık uyandırmasını ya da esin kaynağı olmasını da kapsamaktadır. Yaratıcığın son bileşeni ise bir ürün üretmektir.[1] Doğal olarak yaratıcılık bir şeyin yaratılmış olmasını gerektirir.

Andreasen bu ilginç kitabında insanların boy, kilo, zekâ vb. sürekli ve boyutsal özelliklerinin normal bir dağılım, yani istatistikten bildiğimiz “normal distribution”   (Gauss Dağılımı) gösterdiğini, diğer bir deyişle toplumun çoğunluğunun ortalamayı temsil ettiğini, çok az bir kısmının ise eğrinin her iki ucunda yer alarak az rastlanan örnekleri teşkil ettiğini ifade eder. Eğer yaratıcılık ortalama bir değer etrafında dağılan zihinsel yetenekse, dağılımım en ucundaki (genellikle en üst %1) insanlar en yüksek yaratıcılığa sahip olarak belirlenebilir. Bu insanların çeşitli zekâ testleri ile tespit edilerek yaratıcı yeteneğe sahip harika çocuklar bulunması her zaman mümkündür.

Diğer bir bakış açısına göre ise yaratıcılık boyutsal bir özellik değil, daha çok nadir rastlanan, kendine özgü ve olağandışı bireylere has bir özelliktir. Bu yaklaşımda yaratıcılık, yüksek zekânın toplumun normalini temsil eden sürekli bir “çan eğrisinin” en ucunda olmak yerine, yalnızca çok yetenekli, çok az bireyde bulunan süreksiz bir özellik ya da özellikler grubudur. Kelimenin tam anlamıyla yaratıcılık – kişinin bakış açısına bağlı olarak – Tanrı’nın bahşettiği ya da mucizeye yakın biyolojik veya sosyal bir rastlantı sonucu meydana gelen bir “armağandır.” Mozart, Tchaikovsky, Poincaré, Leonardo da Vinci, Michelangelo Buanorotti, vb. bu kategoriye girerler. Genç yaşta ölen Hintli matematikçi Srinivasa A. Ramanujan ve daha bir çok dahi de. Zaten bunlar dahi kategorisine girmektedirler.

Andreasen bu iki görüşü de onaylamakta, ilkine sıradan, ikincisine ise sıradışı yaratıcılık demektedir.[2]

 

Balıklar

 

Thomas H. Davenport ile Jinho Kim’in birlikte yazdıkları ve özellikle kantitatif analizde yaratıcılığı ele aldıkları kitapları ilginç bilgiler içermektedir; tüm araştırmacılara tavsiye ederim.[3]

Yazarlara göre yaratıcı ve analitik düşünmenin dört aşaması vardır[4]:

Hazırlık (Preparation) Aşaması: Problemi tanımlamayı, değişkenleri tespit etmeyi ve konu ile ilgili önceki, yani ikincil verilere ulaşmayı içerir.

İçine Dalma, Özümseme (Immersion) Aşaması: Elde ettiğimiz ikincil veriler ışığında tanımladığımız problemi çözebilmek için genel olarak araştırmanın modelini kurmayı, özel olarak ise  hangi veri toplama ve veri analizi tekniklerini kullanacağımızı tespit ettiğimiz aşamadır.

Kuluçkaya Yatmak (Incubation) Aşaması: Veri analizi aşamasının tam ortasında olduğumuz aşamadır. Bu aşama elde ettiğimiz verilerden bilgi elde etmek için düşünceye daldığımız aşamadır.

İçgörü (Insight) Aşaması: Artık “puzzle”ın parçalarını birleştirebilir, yeni bilgiler ürettiğimiz senteze ulaşabiliriz.

Sadece araştırmacılıkta değil, yaşamın her alanında gerekli analizleri yaptıktan sonra  senteze ulaşma çok önemlidir. Kuşkusuz, bir roman, bir senfoni ya da bir resim karşımıza bir sentez olarak çıkar.

Biz araştırmacılar yukarıdaki araştırma sürecini izleyip standart modellerin dışına çıkarak, özgün, farklı, benzersiz, sıradışı (ortalamadan sapan) ama yararlı araştırmalar gerçekleştirdiğimiz ölçüde, belki Mozart, Leonardo ya da Einstein olamayız, ama mesleğimizi daha yükseklere çıkarabileceğiz.

 

Notlar 


 

[1] Andreasen, C. Nancy. Yaratıcı  Beyin: Dehanın Nörobilimi, Çeviren: Kıvanç Güney, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 2009, s.21-22.

[2] A.g.e, s.32-34.

[3] Davenport , H. Thomas & Kim, Jinho. Keeping Up with the Quants, Harvard Business Review Press, Boston, Massachusetts, 2013.

[4] A.g.e, s.132-136.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

, , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>