Bülent GÜNDOĞMUŞ

Yeni Tüketim Araçları

Bu yazıyı ilk kez 2000 yılında Yeni Tüketim Araçları Değişen Tüketim Tarzları1 başlığıyla  yazmıştım. Yeni gelişmeler ışığında özüne dokunmadan bazı eklemeler –  gazete haberleri – ve değişikler yaptım.

Bazı Gazete Haberleri

23 Mart 2013 tarihili Hürriyet Gazetesi’nde “Ölümcül Hatalar” başlığıyla şu haber yer alıyordu:

“Perakende sektörü peş peşe gelen iflas haberleri ‘neden’ sorusunu gündeme getirdi. Aşırı büyüme hırsının neden olduğu sürdürülemez borçlanma, pek çok marka için sonu hazırladı. Sektörün alarm verdiği, daha fazla markanın sıkıntı yaşayabileceği de söyleniyor ancak oyunu doğru oynayanlar sağlam adımlarla yürüyor.

RodiMood, Wenice Kids, Seven Hill, Uki, Haan – Gar, Berk ve daha pek çok Türk giyim markası… İsimlerini ya batma ya da iflas erteleme haberleriyle duyduk. Son iki yıldır bu haberlerin üst üste gelmesi perakende sektöründe endişe yaratırken, arkasında yatan nedenler sorgulanıyor. Neden peş peşe bu markalar batıyor? Nedenlerin başında fazla borçlu olmaları var. Borç basit bir konu ama neden borçlu oldukları epey karmaşık. Böylesi yüksek oranlardaki borçluluğa hızlı büyümeleri neden oldu. Son 10 yıllık dönemde rekor sayıda artan alışveriş merkezlerine (AVM) birbiri peşine takılıp giren markalar, bugün imdat çığlıkları atıyor. Sektörde uzun süre ‘hızlı büyüme hezeyanı’ yaşandığını duayenler bile kabul etti. Ancak açılan her AVM’ye kötü lokasyonlar bile söz konusu olduğunda, yüksek kira bedelleriyle girildi. Girmek veya girmemek… İşte bütün mesele buydu…

Boyner Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Boyner, AVM aşırılığı ve her birinde mağaza açma konusunu ‘Hem fail hem mağduruz’ sözleriyle değerlendirmişti. ‘Yan yana açılan AVM’ler sıkıntının nedenlerinden biri ama bundan şikayet edemeyiz. Kimse bize zorla orada mağaza açtırmıyor. Doğal afet değil bu! Kendimiz yaptık’ demişti.”2

Hürriyet’in 3 Nisan 2013 tarihi nüshasında ise “Batıyoruz Gören Yok” başlığıyla ise şunlar yazıyordu:

“Türkiye’de hazır giyim markaları peş peşe iflas ederken, alışveriş merkezlerinde yer alan küçük esnaf da “Bizi batarken de görmüyorlar. Küçük esnafın AVM’ye girecek gücü yok. Giren de arada ezilip, kayboluyor” siteminde bulundu…

AVM’lerdeki küçük esnafın haklarını korumak için 8 Mart 2013’te kurulan AVM Kiracıları Derneği Başkanı Dr. Kenan Yüce, AVM’lerin büyük markalara kira ve ortak giderlerde avantaj sağladığını, bunu yaparken de zar zor mağaza açabilmiş küçük esnafın cebinden aldığını söyledi. Yüce, ‘Büyük markalar batınca herkes görüyor, konuşuyor ama AVM’lere bütün sermayesini yatırıp giren küçük esnafın iflasını kimse görmüyor. Yüzlerce küçük esnaf AVM’lerde mağdur oldu, battı ama hiç konuşulmadı’ dedi…

Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken, Türkiye’de esnaf ve zanaatkârın sürekli sıkıntı çektiğini, cadde esnaflığının yok olmaya yüz tuttuğunu söyledi. Bugünün dev markalarının da geçmişte esnaf olduğunu hatırlatan Palandöken şu değerlendirmeyi yaptı: ‘Küçük esnafın AVM’ye girecek gücü yok. Zaten almıyorlar. AVM’ye girmek için zincir mağaza olman lazım. Giren de arada ezilip, kayboluyor. En fazla 6 ay dayanabiliyor rekabete. Böyle yüzlerce esnaf zarar etti, battı gitti. Kimse görmüyor…’

 Alışveriş Merkezi Yatırımcıları Derneği (AYD) Başkanı Hulusi Belgü ise konuyu şöyle değerlendirdi: ‘Sadece perakende değil tüm sektörlerde eskiden iflas daha fazlaydı, şimdi daha az. Büyümede dikkatli olması lazım. Hem perakendeci hem AVM yatırımcısı için geçerli bu. Her tarafta hata yapanlar. AVM’lerde büyüklere avantaj sağlayıp küçüklerden çıkarmak gibi bir şey söz konusu değil ama büyük metrekare tutanlar, küçük metrekare tutanlara göre daha makul fiyat öder. Serbest ekonominin getirdiği bir gerçek var. Sizinle 10 AVM için pazarlık yapanla bir tane AVM için pazarlık yapan aynı şartları alamıyor tabii ki. Her ölçeğin kendi şartları var. Farklılık koymayan küçük mağaza sahibi, büyük markayla rekabet edemez.’”3

Homo-Economicus

Neo-klasik teoriye göre bencil “homo-economicus” ve akılcı “rationel” olan birey iktisadi faaliyette bulunurken daima maddi çıkarlarını hesaba katarak karşılaştığı almaşıklar karşısında kendisine en uygun olanı seçer. Eğer, toplumdaki her birey kendi menfaatleri peşine koşarsa toplumdaki menfaatte sağlanmış olur. Adam Smith’ e göre bir çeşit “görünmez el” bireylerin menfaatleri ile toplumun menfaatlerini uyum içinde yürütür. Sencer Divitçioğlu’nun Mikroiktisat’ ta4 yazdığı gibi böyle bir toplum ister istemez dengededir, aksamadan “ad infinitum” (sonsuza kadar) sürüp gider. Bu dengenin sağladığı ortamın iktisadi zihniyeti liberalizmdir. Dengenin temel unsurları ise, özel mülkiyet, kar amacı, hür teşebbüs ve fiyat mekanizması olarak tanımlanır.

Fiyat mekanizması, sistemin işleyişinin “sine qua non”, olmazsa olmaz koşuludur ve piyasayı tüketici, üretici ve faktör sahipleri arasında dengeler, deyim yerindeyse büyüler. Hemen herkesin görebildiği fakat etkileyemediği böyle bir piyasada hakim süren şartlar tamamen rekabetçidir; buna rekabet piyasasında denge diyoruz. Dengede, tüketici daima fayda maksimizasyonunu sağlar, tüm ihtiyaçlarını karşılar. Oysa bu büyülü bir dünyadır ve pratikte büyüye yer yoktur.

Ego Consumans

Pratikte olan eksik rekabettir; oligopol, duopol ya da monopol ve bunların arasındaki rekabet. Bu rekabette sınır yoktur; ya ölüm ya birleşme vardır. Böyle olunca, modern dünyada tüketicinin fayda maksimizasyonunu sağlaması, diğer bir deyişle tüm ihtiyaçlarını karşılaması, ham hayaldir. Ayrıca günümüzde ihtiyaçlar nesnelerden çok değerleri hedef alır ve ihtiyaçların tatmini öncelikle bu değerlerin kabulü anlamına gelir. Tüketicinin bilinç dışı, otomatik temel tercihi tikel bir toplumun yaşam tarzını kabul etmektir; dolayısıyla artık bu bir tercih değildir ve tüketicinin özerkliği ve bağımsızlığı kuramı bu noktada yalanlanır. Jean Baudrillerd’ın Tüketim Toplumu’ nda5 ifade ettiği gibi birey artık şu malları tükettiği için şu grubun üyesidir ve şu birey şu malları tüketir; çünkü şu grubun üyesidir. İnsan artık “homo economicus” değil, “homo psi-economicus” tur. Bu anlamda tüketim sistemi, son kertede ihtiyaca ve hazza değil, bir göstergeler ve farklar koduna yaslanır. Tüketim, artık bir toplumsal değerler sistemidir. Ve bu değerler, postmodern çağda, püriten tasarruf, çalışma ve mal varlığı olmaktan çıkmış, harcama, haz ve hesapsızlık olmuş, neo-klasik büyü bozulmuştur. Mike Featherstone’a göre, Postmodernizm ve Tüketim Kültürü ’nde 6 söylediği gibi, günümüzde hayallerin, imajların ve hazların tüketilmesinden söz edilmektedir. Bu yeni bir büyüye işarettir.

Tüketim Katedralleri

George Ritzer’in Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek 7 adlı kitabında büyülü bir biçimde yazdığı gibi, işaret alınmıştır ve büyüsü bozulmuş dünya büyülenmiştir. Büyüsü bozulmuş dünyayı  büyüleyenler, George Ritzer’ in  tüketim  katedralleri  diye  isimlendirdiği yeni tüketim araçlarıdır. En gelişmiş örneğini Orlando’daki Disney Dünyası’nın kalbi sayılan “Magic Kingdom” un (Büyülü Krallık) teşkil ettiği tüketim katedrallerinin bu kadar gelişmesinin dört önemli nedeni vardır: Bunlardan ilki ekonomideki olağanüstü gelişmedir. Diğerleri gençlik pazarının genişlemesi, teknolojik değişim ve özellikle kredi kartı gibi tüketimi kolaylaştıran araçların ortaya çıkmasıdır. Kuşkusuz, reklamlar, internet, özel finans enstrümanları vb. tüketimi kolaylaştıran çok sayıda başka araçtan söz edebiliriz. Bu araçlar sayesinde, uzun süreden beri ilginç biçimde, gerçekleşmeyen kazançlarımızı da harcamaya başlamış bulunuyoruz.

Ritzer’e göre belli başlı yeni tüketim araçları ya da aynı anlama gelmek üzere tüketim katedralleri şunlardır:

  • “Fast food” restoranları
  • Zincir mağazalar
  • Kataloglar                                                                                                                               Vegas 6
  • Alışveriş merkezleri
  • Elektronik alışveriş merkezleri
  • İndirimli mağazalar
  • Süper mağazalar
  • Yolcu gemileri
  • Yeme eğlence
  • Yetişkinlere yönelik eğlence
  • Kumarhaneler ve oteller
  • Havaalanları
  • Spor merkezleri
  • Lüks girişli siteler
  • Eğitim ortamları
  • Tıp ve hastaneler
  • Müzeler ve hayır kurumları
  • Mega kiliseler ve öteki dini kurumlar

 

Yeni tüketim araçları tüketim tarzımızı da büyük ölçüde değiştirmiştir. Yeni tüketim araçları tek bir çatı altında ya da tek bir ortamda her şeyi sunduğu için alışveriş biçimimiz tek duraklı olmuş ve daha verimli hale gelmiştir. Yeni tüketim araçları o kadar caziptir ki gitmek için önceden plan yapmaya değer. İster bir “fast food” restoranına gidelim, istersek alışveriş merkezine ya da süpermarkete; kendi işimizi kendimiz görüyoruz. Bu ise satıcı ile olan iletişimimizi sıfırlıyor ve tüm işimizi hiç konuşmadan yapabiliyoruz. Özetle, hız, verimlilik, “self service” ve sınırlı iletişim bir çok yeni tüketim aracının temel özellikleridir. Bu durum yeni tüketim araçlarını verimli, öngörülebilir, hesaplanabilir ve denetlenebilir kıldığı için akılcılaştırmış ve böylece büyünün bozulmasına neden olmuştur.

 

Vegas 1

Simülasyonlar

Yeniden büyüleme postmodern zamanlara rastlar. Yeni büyünün ilacı gösteridir. Guy Debord’un Gösteri Toplumu ’nda 8 derinlemesine analiz ettiği gibi, gösteri sistemin akılcılığını bulanıklaştırıp gizler. II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan yeni tüketim araçları yaklaşık 20/25 yıl içinde,1970’li yıllara kadar gelişmelerini sürdürmüşler, postmodern zamanlarda, 1980’li yılların başından itibaren nitel bir değişiklik göstererek, ilginç biçimde, “karnavalesk” bir havaya ve aynı zamanda bir  “ekstravaganza”ya9 bürünmüşlerdir. “Ekstravaganza”lara en iyi örnek zamanın akmadığı ve çölde adeta bir cennet olan Las Vegas’taki kumarhane – otellerdir. “Ekstravaganza”yı en iyi tanımlayan kavram similasyondur. Jean Baudrillard’ın Simularklar ve Simülasyon[10] adlı ilginç kitabında yazdığı gibi, “Gizlemek, sahip olunan şeye sahip değilmiş gibi yapmak; simule etmek ise sahip olunmayan şeye sahipmiş gibi yapmaktır. Birincisi bir varlığa (şu anda burada bulunmaya) diğeri ise bir yokluğa (şu anda burada bulunmamaya) göndermektedir.” Yine örnek vermek gerekirse Las Vegas kumarhane – otelleri, gerçeklikle gerçek dışılık arasındaki bıçak sırtı dengede zafere ulaşmışlardır. Ritzer’in aynı adlı çalışmasına göre yeni açılan Bellagio Oteli aynı adlı İtalya bölgesinin bir similasyonudur, ama aynı zamanda Renoir, Cezanne, ve Picasso’nun orijinal yapıtlarını içerir. Aynı şehirdeki Ceaesar’s Palace’ta da kadim Roma simüle edilmiştir. Hemen diğer tüm kumarhane – oteller, çalışanlar, hatta denilebilir ki, Las Vegas bir simülasyondur. Bugün Amerika’nın Las Vegas’laştırılmasından söz edilmektedir. World Trade Center’in uzun kulesinin en üst katındaki simülasyon odasından, oynayan sandalyeler aracılığıyla bir helikoptere binip New York’un üzerinde yarım saat uçabilirdiniz (Kapitalizmin kalbi sayılan bu kuleler 11 Eylül 2011 yılında El – Kaide tarafından yapılan uçak saldırılarıyla yıkıldılar). Büyük paralarla yapılan gemi seyahatlerinde gidilen adalar, lüks siteler, konulu mekanlar, hepsi birer özgün simülasyondur.

Birbirine Geçme ve Zaman / Mekan Sıkışması

Birbirine geçme ifadesi, sınırların bulanıklaşması ya da yok olmasını, böylece eskiden farklı olan varlıkların birbirlerine geçişini anlatır. Ritzer’e göre, yeni tüketim araçlarındaki patlayıcı büyüme bu tür bir dizi birbirine geçişe yol açmıştır. Modernite, hayli farklı, birbirinden katı sınırlarla ayrılmış tüketim araçlarıyla karakterize edilmiş; kasap dükkanı et, fırıncı ekmek, manav meyve ve sebze satmıştır. Oysa,  günümüzde,  alışveriş  merkezlerinde her şey satılmaktadır ve bu, tüketim araçlarını birbirine karıştırmıştır. Günümüzde alışveriş yapmak bir eğlence haline gelmiştir; çünkü tüketiciler artık eğlence istiyorlar ve “ekstravaganza” ların önemi burada ortaya çıkıyor. Birbirine geçmeye ilginç bir örnek havaalanlarının artık bir alışveriş merkezi olmasıdır ve İstanbul’ da yeni açılan dış hatlar terminali buna güzel bir örnektir.

İnternette alışveriş, evi, rahat, eğlenceli bir alışveriş ortamına ama aynı zamanda iş ortamına sokmuştur. Öte yandan özellikle kredi kartları ile geçmiş, şimdi ve gelecekteki kazançların iç içe geçmesi, zamanı sıkıştırmıştır. Bu bağlamda, kredi kartı öyle bir kolaylaştırıcı araçtır ki, tüketiciye, elinde para olmadan, mal ve hizmetleri satın almada inanılmaz bir kapasite yükler.

Zaman “fast food” restoranlarında hız, kumarhanelerde saat yasak olduğu için, sonsuzluk demektir. Mekanlar, sınırlar manipule edilerek olağanüstü hale getirilmiştir. Mekansal standardizasyon tüketiciyi hem Türkiye’ de, hem Amerika’ da ya da Çin’ de, yani her yerdeymiş gibi hissettirir.

Bugüne dek yapılmış en büyük yolcu gemisi olan Destiny 101.000 tonluk ağırlığı, 900 feetlik uzunluğu, 100 feet’lik genişliği, 3400 yolcu kapasitesi, 12 yolcu güvertesi, 1252 kişilik restoranı, 1114 ve 706 kişilik 2 özel yemek odası, 24 saat açık pizzacısı, etnik restoranları,4500 m2’ lik kaplıcası, 9 katlı “atrium” u, cam duvarlı dört asansörü, gece ve gündüz gökyüzünün görülebileceği muazzam cam tavanı, 4 yüzme havuzu, 1 “jogging” yolu, 214 feet uzunluğunda su kaydırağı, 1 müzik platformu, 300’ den fazla para makinesi ve 23 kumar masası bulunan 350 m2’ lik kumarhanesi, caz kulübü, 525 monitörlü diskosu, 1 komedi ve dans salonu, spor barı, 3 katlı 1500 kişilik gösteri salonu, ile tam bir “fantazmagorya”[11] ve “ekstravaganza” dır; insanı ezer, yok eder. Las Vegas’ taki piramitlerin bir similasyonu olan Luxor kumarhane otelinin tepesindeki ışık, 315.000 vat gücüyle dünyanın en güçlü ışığıdır.

 

2

 

Sonuç Yerine

Görülüyor, gerçekten dev tüketim katedralleriyle karşı karşıyayız ve tüketimin kara deliğine gömülmek üzereyiz. Ritzer’in aktardığına göre Baudrillard için her şeyin bir ve aynı olduğu bu yapı, bizi aynılığın cehennemine yaklaştırıyor; birörnek oluyoruz. Her şey düzenli ve steril; bu nedenle ilişkilerimiz yapay. Ayşe Buğra, Devlet Piyasa Karşıtlığı Ötesinde [12] adlı kitabında, tüketimi, sadece ihtiyaçların karşılandığı bir alan değil, aynı zamanda ihtiyaçların ortaya konulduğu, insanların toplumun parçası olmak ve insani kapasitelerini geliştirmek üzere giriştikleri faaliyetler olarak tanımlar. Ancak, böyle bir gösteri toplumunda, tüketici olsa olsa sadece oynatılan bir oyuncudur.

Şimdi, sonuçlara geçmenin yeri ve zamanı gelmiştir.

  • Uzunca bir süredir gösteri toplumunun birer üyesiyiz.
  • Gösteri demek, eğlence demektir; bizler de bu eğlencenin birer oyuncusu olarak, sanki A. Smith’ in “görünmez el” i tarafından oynatılıyoruz.
  • Gösteri eğlence, alışveriş ise gösteri olunca, alışverişin eğlenceli hale gelmesi kaçınılmazdır.
  • Üstelik postfordist tüketim tarzı ile kuşatılan tüketicinin, sürekli bir turist haline gelmesi, onu tatmin etmemizi zorlaştırmıştır. Turist, sürekli steril ortam, eğlence, standardizasyon…vb. arar ve normal zamanda satın alamayacağı mal ve hizmetleri, turistik zamanlarda, hiç çekinmeden alır. Bunu bilen yeni tüketim araçları sahipleri, turisti, tüketimin kara deliğinde boğmak ister.
  • Her şeyin iç içe geçtiği, türdeşleştiği, standardizasyon ya da ortalamayı tutturmanın meziyet sayıldığı bir dünyada, tüketiciyi yakalamak zorlaşmıştır. Farksızlığın öne çıktığı böyle bir yapıda farklılaşmak için gerçekten ya “fantazmagorya” lara yada “ekstravaganza” lara ihtiyaç vardır.
  • Raflardaki ürün yada reçetesiz ilaçların tüketici tarafından görülebilmesi için sadece ambalaj yenilemek yetmez; özel standlara, bir tür simülasyona ihtiyaç vardır.
  • Tüketici bu şenlik içinde sadece ekonomik ve demografik özellikleri dikkate alınarak cezbedilemez; değerlerine, yaşam biçimlerine, psikografilerine, belki de sexografilerine ihtiyaç vardır. Türkçe Capital Dergisi’ nin Kasım 2000 sayısındaki Royal Silk İskoç Viski ilanındaki “Çarpıcı Yeşil” sloganı, yeşil çevreyi anlatmaz; göbeği, göğsünün ucu ve dudaklarının öne çıktığı kadın, erkeği sekse davet eder. Aynı derginin aynı sayısındaki bir diğer ilan poz vererek sevişen bir çifti resmeden parfüm ilanıdır. Uzun bir süredir yapılan, Beymen ve Panasonic ilanlarını söylemeye gerek yok. Öyle anlaşılıyor, farklılaşmak için Freud’a başvurmak bir zorunluluk haline gelmiştir. Hoş, Freud hiç gitmedi ki !
  • İki almaşık görünüyor; ya gelecekte çeşitli öngörülemeyen gelişmeler, tüketim katedrallerini gösterilerini arttırmak yönünde zorlayacak ve şu anda hayal bile edemediğimiz zaman ve mekânın olağanüstü ve ilginç birlikteliğinden yeni “ekstravaganza” ya da “fantazmagorya”lar doğacak, ya da bu doyum içinde, aile, iş, metalaşmamış doğaya döneceğiz. Bir üçüncü almaşık ise, yine Ritzer’in aktardığı gibi, Baudrillard’a göre tüketiciler, bilmeden, tüketim araçlarının olağanüstü yaygınlaşmaları sayesinde, büyük miktarlarda borçlanarak, mevcut sistemin çökmesine neden olacaklar.

3

2000 yılında yazılmış olan bu yazının günümüzü tasvir etmesi açısından önemli gelişmeleri haber vermiş olduğunu düşünüyorum. O zamanlar Walter Benjamin’in başyapıtı olan Pasajlar’ını (Passagenwerk)[13] henüz okumamıştım. Benjamin bu çok önemli taslak çalışmasında 19. yüzyılda kültürün yazgısını “fantazmagorik”, yani aldatıcı görüntü olarak nitelerken adeta günümüzdeki muazzamam gelişmeleri haber vermekteydi. Benjamin’e göre fantazmagori artık malın kendisidir ve değişim değeri kullanım değerini perdeler. Karl Marx’ın meta fetişizmi kavramında billurlaşan fantazmagori, paradoksal olacak ama, günümüzün en önemli acı gerçeklerinden biridir. 2008’de başlayan ve tüm dünyaya yayılan ekonomik krizle birlikte hepimiz birer aldatıcı görüntüden ibaret hale geldik.

Yazımın başındaki gazete haberlerine dönersem, genellikle ABD’den çeşitli örnekler verdiysem de Türkiye’de son on yılda özellikle AVM yatırımlarında büyük gelişmeler olduğu bilinen bir gerçektir. Gökdelen sayımız oldukça arttı ve artık biz de bir gökdelenin tepesinde simülasyon odasına girerek İstanbul’u tepeden turlayabiliyoruz. Tüketim artık ihtiyaçların ortaya konulduğu ve insanların toplumun parçası olmak ve insani kapasitelerini geliştirmek üzere giriştikleri faaliyet olmaktan çıkmış görünüyor. Öte yandan AYD Başkanı’nın Jack Trout’un kitabın adını hatırlatırcasına söylediği gibi, farklılaşamayan işyerleri ölüyor. Kimsenin kimseye AVM’lerde zorla mağaza açtırmadığı ise hem gerçek hem de bir yanılsama, özetle gerçek bir yanılsama gibi görünüyor ve  sermayenin kendini gerçekleştirmesi muamması unutuluyor.

Son olarak eklenecek olan ise şu olmalı: Taksim Gezi Parkı’na alışveriş merkezi (AVM) olarak yapılmak istenen Taksim Topçu Kışlası projesi karşısında önce İstanbul’da başlayan sonra da dalga dalga tüm Türkiye’ye yayılan protesto gösterileri, sivil toplumun temelini oluşturan halkın yapabileceklerini göstermesi bakımından bir dönüm noktası niteliği taşımaktadır.

3 Haziran 2013

Notlar


1 Bu yazıyı ilk kez 2000 yılında yazmıştım. Yeni gelişmeler ışığında özüne dokunmadan bazı eklemeler – gazete haberleri – ve değişikler yaptım.

2 Hürriyet Gazetesi, 23 Mart 2013.

3 Hürriyet Gazetesi, 3 Nisan 2013.

4 Divitçioğlu, Sencer. Mikroiktisat, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, İst.,1974.

5 Baudrillard, Jean. Tüketim Toplumu, Çevirenler: Hazal Deliceçaylı ve Ferda Keskin, Ayrıntı Yayınları, İst.,1997.

6 Featherstone, Mike. Postmodernizm ve Tüketim Kültürü, Çeviren: Mehmet Küçük,  AyrıntıYayınları, İst.,1996.

7 Ritzer, George. Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek, Çeviren: Şen Süer Kaya, Ayrıntı Yayınları, İst., 2000.

8 Debord, Guy. Gösteri Toplumu, Çevirenler: Ayşe Ekmekçi ve Okşan Taşkent, Ayrıntı Yayınları, İst., 1996.

9 Ekstravaganza: Fantezi ölçüsünde savurganlık, israf, ölçüsüzlük.

[10] Baudrillard, Jean. Simülarklar ve Simülasyon, Çeviren: Oğuz Adanır, Dokuz Eylül Yayınları, İzmir, 1998.

[11] Fantazmagorya: Rüyalarda olduğu gibi tutarsız hayal, aldatıcı görüntü.

[12] Buğra, Ayşe. Devlet Piyasa Karşıtlığı Ötesinde, İletişim Yayınları, İst., 2000.

[13] Benjamin, Walter. Pasajlar, Çeviren: Ahmet Cemal, YKY, İst., 2009.

 

 

 

 

 

 

 

 

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

2 thoughts on “Yeni Tüketim Araçları

  • Eyup yilmaz diyor ki:

    İlk önce yazınız için teşekkür ederim. Gayet öğretici. Şu anda buna paralel bir kitap okuyorum uğur batı hocamın tüketici davranışları. Emekleriniz için teşekkür ederim. Benim bunlardan öğrendiğim ise dünyanın çok boş olduğu. Bir yaratıcının (islama göre) bellirlemiş vaatleriyle, beni sadece onun tatmin edeceğini gördüm. Gerçekten dünya nın bize vaat ettikleri bir fantazmagorya. Ailemin önemini ve onlara vereceğim sevginin, tek gerçek olduğunu anlıyorum. Güzel yaşamlar

    • bulentgundogmus diyor ki:

      Bu ilginç yorum için ben teşekkür ederim. İnsan böyle bir durum karşısında ister istemez ruhani duygulara yöneliyor tabi. Ama dünyamızı daha güzel kılmak ellerimizde. Başka bir dünya mümkün!
      Selam ve sevgiler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>