Ânın Dayanılmaz Ağırlığı

Perry Anderson Postmodernitenin Kökenleri’nde şöyle yazar: “Geçmişin nesneleri elimizin altında, istediğimiz an dokunabileceğimiz, kullanabileceğimiz uzaklıktadır; oysa postmodern şimdide, onlarla aramızda elektronik engel vardır: Bugün bizler, resim tararız, internette dolaşırız, görüntüyü dijitalleştiririz-hepsi de kaçınılmaz olarak, seyir kültürüne hükmeden oligopolilerin dolayımından geçen işlemlerdir” (Anderson, 2002: 147).

İş, insanların hayatlarının çekirdeğidir ve öngörülebilir gelecekte böyle olmaya devam edecektir. Modern toplumlarda ücretli çalışma zamanı, toplumsal zamanı yapılandırır (Castells, 2008: 581-582). Modern toplumlar, modern – öncesi toplumlara göre saat – zamana daha çok güvenirler. Çünkü saat – zaman modern toplumların örgütlenmesinde merkezi bir önem taşır. Bu tür toplumlar zamanın (ve mekânın) boşaltılması ve zamanın soyut, bölünebilir ve evrensel olarak ölçülebilir biçimde hesaplanmasına göre konumlanmışlardır (Urry, 1999: 15). Endüstriyel kapitalist toplumun zamana yönelmesi, onun can alıcı karakteristiğidir (Thompson, 1967: 56-97). 

Türkiye'de internet kullanıcılarının hız tercihi belli oldu

Karl Marx’ın Kapital ’de ifade ettiği gibi, “… Kulanım değeri ya da mal, yalnızca, onda soyut insan emeğinin nesnelleşmiş ya da cisimleşmiş olması nedeniyle bir değere sahiptir. Öyleyse onun değerinin büyüklüğü nasıl ölçülür? Onun içerdiği ‘değer yaratıcı öz’ün, yani emeğin miktarıyla. Emeğin niceliği, süresiyle ölçülür ve emek – zamanın ölçeği de, saat, gün vb. gibi belli zaman birimleridir” (Marx, 2011: 52). Demek oluyor ki, Marx’a göre emek zamanının düzenlenmesi ve kullanılması kapitalizmin merkezi özelliğidir. Metaların mübadelesi gerçekte emek – zamanın mübadelesidir, çünkü metalar cisimleşmiş emek – zamandır.

Marx için, “İnsan hiçtir; olsa olsa zamanın enkazıdır” (Marx, 1976: 127). Bu anlamda, kapitalizm, burjuvazi için ya işgününü uzatmak ya da emeği daha yoğun biçimde çalıştırmak demektir. “Kapitalist sistemde iş günü daha baştan iki kısma bölünmüştür: gerekli emek ve artık emek. Artık emek – zamanı uzatmak için, gerekli emek – zaman, ücretin eş değerini daha az zamanda üretmeyi sağlayan yöntemlerle kısaltılır. Mutlak artık değer üretimi sadece işgünün uzunluğuna bağlıdır; göreli artık değer üretimi, işin teknik süreçlerini ve toplumun bileşimini giderek köklü değişikliklere uğratır” (Marx, 2011: 486-487).

Britanya tarihinde çalışma saatlerinin yasal yollarla düzenlenmesi için devletin müdahale ederek iş gününün burjuvazi tarafından sürekli olarak uzatılmasının önlenmeye çalışılması mutlak artık değer üretiminden göreli artık değer üretimine geçişin habercisi olmuş ve böylelikle emeğin verimliliğinin artışıyla birlikte Marx’ın sözünü ettiği toplumdaki köklü değişiklikler meydana gelmiştir.

Marx’ın daha öteye geçerek saat –  zamanın bu egemenliğinin insanların öznelliğini nasıl değiştirdiğini göremediğini ifade eden Urry’e (1999: 16) göre modern toplumlardaki çeşitli süreçler insanları hem zamana yönlendiren hem de zaman tarafından disipline edilen zamansal öznelere dönüştürür. Max Weber bu tür süreçlerin sosyolojik çözümlemesini gerçekleştirmiştir. Şöyle yazar: “Zamanı boşa harcama bütün günahlar içinde ilk ve ilkece en ağır olanıdır. İnsanın kendi mesleğini ‘kesinleştireceği’ yaşam süresi çok kısa ve değerlidir. Toplumsal yaşam içinde zaman kaybı, ‘boş konuşma’, lüks, sağlık için yeterli olandan fazla uyku – 6, en fazla 8 saat kadar -, ahlaki açıdan mutlak olarak itiraz edilecek konulardır” (Weber, 1985: 126).

Kapitalizmin ruhu, buna başka bir anlam katar: ABD’nin kurucu babalarından Benjamin Franklin’in “vakit nakittir” deyişi gibi zamanı boşa harcamak parayı boşa harcamaktır. Zaman kullanımı konusunda ABD’nin otuz beşinci Başkanı John F. Kennedy’nin Franklin’e katkısı çarpıcıdır: “Zamanı araç olarak kullanmalıyız (üzerinde tembellik edecek bir) yatak olarak değil” (Bauman, 2017: 170). Bu nedenle insanlar, zamanı, gerek kullanmak, gerekse yönetmek bakımdan son derece titiz bir tutum içine girmişleridir. O kadar öyle ki, boş zamanlarını bile planlanabilir, hesaplanabilir, bölünebilir hale getirerek rasyonelleştirirler (Urry, 1999: 16). Bunun başlıca nedenleri, “zaman – mekân sıkışması” ile “eşzamanlılığı” ve “zamansız zamanları” yaşıyor olmamızdır. Yirminci yüzyılın son çeyreğinden bu yana mekân ve zamanın nesnel niteliklerinde öyle devrimci değişikliler oldu ki, dünyayı görüş tarzımızı bile değiştirmek zorunda kaldık.

David Harvey kendine ait olan zaman – mekân sıkışması kavramındaki “sıkışma” ile kapitalizmin hayatımıza kazandırdığı hız artışını ve mekânsal engellerin dünya sanki üzerimize çökecekmişçesine aşılmasını ifade eder (Harvey, 1997: 270). 1846 – 47 yıllarında İngiltere’de başlayarak o dönemdeki kapitalist dünyanın tümünü eşzamanlı olarak saran ekonomik kriz (kapitalist aşırı birikim krizi) ve 1848 yılında tüm Avrupa’da patlak veren devrimler olayların mekânsal olarak bütünleştiğini göstermiş, zamanı hızlandırmıştır.

1850’den sonra demiryolu şebekesinin genişlemesi, buhar gemiciliğinin büyümesi, telgrafın kullanılmaya başlanması, telefonun icadı, radyo yayınının başlaması, bisiklet ve otomobille ulaşımın ilk adımlarının atılması zaman ve mekân duygusunda köklü değişiklikler yapmış, bir tür eşzamanlılık deneyimi yaratmıştır (Kern, 2013). Karl Marx Grundrisse’de, özellikle ilk üç gelişme ve Manş Denizi’nde 1840 yılının ortalarında başlatılıp 1850 yılında tamamlanan sualtı kablolarının yarattığı etkiyi şu ünlü ifadesiyle dile getirir (Akt: Crary, 2015: 70): “Sermaye doğası gereği her tür mekânsal bariyerin ötesine geçer. O yüzden, mübadelenin fiziksel koşullarının – iletişim ve ulaşım araçlarının – yaratılması, mekânın zaman tarafından yok edilmesi sermaye için olağanüstü bir zorunluluk olur” (Marx, 2005: 430).

John Tomlinson’a göre ise modern kültürün merkezinde küreselleşme, küreselleşmenin merkezinde de kültürel pratikler yatar. Karmaşık bağlantılılık (complex connectivity) adını verdiği kavram küreselleşmeyi modern dünyanın ampirik bir durumu olarak ele alır. Bu kavramla anlatılmak istenen küreselleşmenin modern yaşamı karakterize eden, hızla gelişen ve giderek yoğunlaşan karşılıklı bağlar ve bağımlılıklar ağına işaret etmesidir (Tomlinson, 2004: 13). Marx’ın “mekânın zaman tarafından yok edilmesi”, Harvey’in ise “zaman-mekân sıkışması” adını verdiği şey işte bu bağlantılılıktır (Tomlinson, 2004: 14).

Bu sıkışmaya paralel olarak, özellikle ekonomik alanda önemli değişiklikler meydana gelmiş, geçmişi 1914 yılına dayanan ve üretim sürecinde ölçek ekonomileri temelli kitle üretimi anlamına gelen Fordizm’den, 1960’ların ortasından başlamak üzere 1970’lerden itibaren çeşit ekonomileri temelli, just-in-time, yani küçük deste üretimine geçilmiştir. Bu tarzın temel özelliği esnek birikimdir ve bu süreçte çalışma biçimlerimiz, mekânsal örgütlenmeler, devletin yönetim tarzı ve ideolojiler esnekleşerek akışkan bir hal almıştır (Harvey, 1997: 147-197). Zygmunt Bauman (2017: 172-179) bu süreci ağır ya da katı moderniteden hafif ya da akışkan moderniteye geçiş olarak isimlendirerek sürecin sosyo – kültürel analizini yapar. Ağır ya da katı modernite zamanlarının rasyonalitesi olan Fordist fabrika modelinde emek ile sermayenin karşılaştıkları mekânlar, teknolojinin ulaşmış olduğu düzey itibariyle, içlerinde ağır makinelerin bulunduğu muazzam büyüklükteki binalardı ve bu ikili – emek ile sermaye – arasındaki nikâh Katolik bir nitelik taşıyordu; boşanmak söz konusu değildi. Fabrika rutininin dondurulmuş zamanı, fabrika duvarlarının katılığıyla birleşince, sermayeyi en az kontrolü altındaki emek kadar hareketsiz tutuyordu. Ancak tüm bunlar hafif moderniteye, yani yazılım kapitalizmine, diğer bir deyişle daha gevşek örgütsel formlara geçilince değişti. Artık ışık hızında gerçekleşen iletişim evreninde, yani yazılım çağında, mekân “ânında” kat edilmekte, “burada” ile “orada”ki arasındaki fark yok olmaktadır. Eylemler artık mekânla sınırlı değildir ve her şey “ânında” gerçekleşmekte, ama bu ânındalık zamandaki her ana, sonsuzluğu da içine alabilecek bir hacim kazandırmaktadır (Bauman, 20017: 175-187).

Esneklik ve akışkanlık ile ânındalığın tezahürlerinden biri, günümüzün istikrarsız ve parçalanmış sosyal koşullarında, kurumların artık uzun süreli bir çerçeve sağlayamamaları nedeniyle, insanların işten işe, bir yerden başka bir yere göç etmek durumunda kalmaları yüzünden zorunlu olarak kısa süren ilişkilerini ve kendilerini yönetmekte zorlanmalarıdır (Sennett, 2006: 3-4). Bu ise onların süregiden bir benlik duygusundan yoksun bir biçimde geçmişlerinden feragat ederek, “ânın tiranlığı”na teslim olup zamanı yaşayamamalarına neden olmaktadır.

 Avin Toffler (1981:354) daha 1980’lerin başında evlerimizin Üçüncü Dalga medeniyetinde şaşırtıcı bir biçimde önem kazanacağını öngörmüştü. Prosumer’in (producer ile consumer’den türetilmiştir) yükselişi ve elektronik eve iş vermenin yaygınlaşması iş dünyasında yeni örgütlenme yapılarını meydana getirmiş ve üretimin otomasyonu ile kitleselliğinin bozulması evin merkezi bir birim olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Paul Virilio (1997: 17) büyük bir güvenle artık “coğrafyanın sonu”ndan söz edilebileceğini ileri sürmektedir ki, “mekânın zaman tarafından yok edilmesi” ve anılan sıkışmanın en önemli tezahürü de diyebiliriz.

Kevin Robins’e göre, “Yeni dünya enformasyon ekonomisi teknolojileri, altyapının yerine ‘gerçek-zaman’ ekonomisini koyup Manuel Castells’in (2008: 577) ağ toplumunun ‘zamansız zamanı’ dediği şeyi yaratarak zamanın ‘engellerini’ aşmaya çalışmaktadır. Böylece küresel toplum rasyonel ve standartlaşmış zamansallığa bağımlı hale gelmektedir. Paul Virilio (1996: 79) bu süreci ‘bölgesel zamanların çoğulculuğunu tasfiye eden tek bir küresel zamanın’ kurulması olarak tanımlamaktadır. Bu sonsuz bir şimdiki zamandır. Virilio’nun deyişiyle ‘zamanın hacminin kesilmesi’, anlamlı değişim ve dönüşüm potansiyellerinin iptal edilmesidir” (Robins, 1999: 15).

Manuel Castells çağdaş toplumlara hâkim olan çizgisel, geri çevrilemez, ölçülebilir ve öngörülebilir zamanın ağ toplumlarında parçalanmakta olduğunu öne sürerken haklıdır. Ona göre, “Zamanlar kendi kendine genişlemeyen, kendi kendini koruyan, döngüsel değil rastlantısal olan, tekrarlanmayan aniden olan sonsuz bir evren yaratmak üzere birbirine karışmaktadır: Varoluşunun bağlamlarından kaçmak, her bağlamın hep mevcut olana biçtiği değeri alabilmek için teknolojiyi kullanan zamansız zaman… Sermayenin zamandan bağımsızlaşması ve kültürün saatten kaçması, yeni enformasyon teknolojileriyle ciddi biçimde kolaylaştırılmış, ağ toplumunun yapısına içkin hale gelmiştir” (Castells, 2008: 575-576).

Bu bizi, yine Castells’in geliştirdiği ve bir tür geçicilik olan “zamansız zaman” kavramına götürür ki, Paul Virilio’nun (2003: 21) şu ünlü deyişiyle aynı anlama gelir: “Hiçbir şey gerçekleşmemekte, her şey geçmektedir.”

Korona günlerinde artan dijitalleşme ile birlikte daha hızlı akan bir dünyada yaşamaya başladık. Ya da şöyle söylenebilir: Evlerimize hapsolduğumuzda “şimdi”nin geçmek bilmeyen cehennemine gark oluyoruz, iş yapmaya başladığımızda ise akıp giden görüntülerle oyalanıyoruz. 

Kaynakça

ANDERSON, Perry ( 2002). Postmodernitenin Kökenleri, çev. Elçin Gen, İstanbul: İletişim yayınları.

BAUMAN, Zygmunt (2017). Akışkan Modernite, çev. Sinan Okan Çavuş, İstanbul: Can Yayınları.

CASTELLS, Manuel (2008).  Enformasyon Çağı: Ekonomi, Kültür ve Toplum, 1. Cilt: Ağ Toplumunun Yükselişi, çev. Ebru Kılıç, 2. Baskı, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

CRARY, Jonathan (2015). 7/24, Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu,  çev. Nedim Çatlı, İstanbul: Metis Yayınları.

HARVEY, David (1997). Postmodernliğin Durumu, çev. Sungur Savran, İstanbul: Metis Yayınları.

MARX, Karl (2011). Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi, Cilt: 1, çev. Mehmet Selik ve Nail Satlıgan, İstanbul: Yordam Kitap.

MARX,  Karl (2005). Grundrisse, der Kritik der politischen Ökonomie, Marx Engels Werke, Band 42, 2. Auflage, Berlin:  Karl Dietz Verlag.

MARX, Karl ve ENGELS Friedrich (1976). Collected Works, vol.6, Lawrence&Wishart.

KERN, Stephen (2013). Zaman ve Uzam Kültürü (1880 – 1918), çev. Ali Selman, İstanbul: İletişim Yayınları.

ROBINS,  Kevin (1999). İmaj: Görmenin Kültür ve Politikası, çev. Nurçay Türkoğlu, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

SENNETT, Richard (2006). The Culture of the New Capitalism, New Haven & London: Yale Universty Press.

TOFFLER, Alvin (1981). Future Shock, New York: Random House.

THOMPSON, E. P. (1967). “Time, work-discipline, and indistrual capitalism”, Past & Present, Sayı: 38, s. 56-97.

TOMLINSON, John (2004). Küreselleşme ve Kültür, çev. Arzu Eker, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

URRY, John (1999). Mekânları Tüketmek, çev. Rahmi G. Öğdül, İstanbul:  Ayrıntı Yayınları.

VIRILIO, Paul (1997). Le monde diplomatique ‘Un monde surexposé: fin de l’historie, ou fin de la géographie?’ Ağustos 1997, s.17.

VIRILIO,  Paul (2003). Enformasyon Bombası, çev. Kaya Şahin, İstanbul: Metis Yayınları.

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir