Bülent GÜNDOĞMUŞ

Öykü

“Mor ve Al”: İzmir Numune Pavyonu

Yatılı okulda okumanın en güzel taraflarında biri, her ne kadar sürekli bir nöbetçi öğretmen ya da sürveyan yani gözetmen baskısı varmış gibi görünse de, bundan kurtulmanın yollarının da olması, daha doğru bir deyişle, bu yolların yaratıcı bir biçimde ve ortak akılla keşfedilmesidir. Hiç unutmam, bizden üst sınıflardan birinde okuyan, tembel mi tembel, ama lisemizin futbol […]

, , , , , , , , ,

Sayılı Günler!

Hoş geldin kızanım. Ne güzel bir sürpriz oldu bizim için. Ne iyi yaptın da geldin. Çok özlemiştim seni. Ne zaman gideceksin? Pazara babaanne. Bu gün Cuma ertesi, yarın Pazar. Pazar ertesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma ertesi, Pazar. Bir, iki, üç,… sekiz gün. İyi, ama sayılı gün be evladım, çabuk geçer. Ne yaparsın babaanne, iş güç […]

, , , , , ,

Tutunamayan Zaman

(Eczanedeyiz) Ne bağlanmaz telefonmuş be! Beklemekten kök saldık. Zırrr… Zırrr… Zırrr… Hah bağlandı işte! Oğlum telefona bakar mısın? Bakıyorum baba. Alo, buyrun efendim. Şakir Bey’le görüşebilir miyim? Yanlış numara. Burada bu isimde birisi yok. Yok mu? Hayır yok. (Telefon kapanır. Biraz sonra) Zırrr… Zırrr… Zırrrrrr…… Alo, aalooo… allo. Evladım, siz bizi aramıştınız, biz değil. Konuşun […]

, , , ,

Cumhuriyet İle Birlikte!

Apaydınlık bir gündü ve ben bisikletimle Şadırvan’ı dönüp Tahir-Ün Caddesine girmek üzereydim. Önümde bisikletiyle giderken ara sıra bana muzip ama bir o kadar da seksi bakış fırlatan bir kız gidiyordu. Güneş etrafı gözlerimi kör edecek kadar parlatıyor, bir taraftan gözlüklerimi düzelterek kamaşan gözlerimi kırpıştırıyor, diğer taraftan da önümden bisikletiyle giden kızın zaman zaman arkaya dönerek […]

, , , , , , , , , , ,

Mümin Amcanın Rüyası

O yıl kış çok sert geçiyordu. Akhisar’ın kuru soğuğuna zaman zaman eklenen kar tüm şehri dondurmuştu. Her sabah okula giderken babaannemin ya da annemin erkenden kalkarak sobanın kenarına koyup içlerini ısıttığı ayakkabılarımı giyerken içimi saran ılık mutluluk sokağa çıkar çıkmaz büyük bir mutsuzluğa dönüşüyor, okula bir an önce ulaşıp arkadaşlarımla birlikte sobanın kenarına dikilebilmek için […]

, , , ,

Benim Güzel Mahallem

Mahalle duvarları sevgiyle örülmüş bir cennettir; içinde vefa, dostluk, arkadaşlık, dayanışma, paylaşma, yardımlaşma, umut, hicran, özlem, acı, sevinç, elem, gözyaşı, keder, kader, kısmet, şans ve aşk olan. Mahallede hep birlikte sevinir hep birlikte üzülürüz. Mahalle artık yok olmaya yüz tutmuş komşuluktur ve komşuluk hakkı ödenmez. Mahallenin sınırları, eğer söz konusu olan elem ya da gözyaşı […]

, , , , , , , , , ,

Beyaz Balonlar

“Abi, beyaz balonlar arasında uçarcasına dönerken tuhaf bir rüyada olduğumu zannediyordum. Derinden gelen tak – tuk – tak – tuk – tak – tuk seslerine ise bir anlam veremiyordum.” Aslında sadece birkaç saniye süren bu tuhaf rüya, bitmek bilmeyen bir kâbustan başka bir şey değildi. Kardeşim Cahit, arabasıyla Balıkesir – Akhisar istikametinde yaklaşık 100 km hızla […]

, , ,

Ayın Halesi

Bir zamanlar, rüzgârın, Yaya Köy’ün güzelim tarlalarındaki tütün başaklarının altın sarısı renkleriyle dans ettiği günlerde, annem, o altın sarısı tütün başaklarından bir taç yapardı her halde kendine. Sonra da kiliseden ilkokula dönüştürülen o güzelim okulunun bahçesinde kraliçeler gibi dolaşırdı. Tütünlerin altın başaklarından kendine taç yapan annem benim, Zeytinliova’da zaman, şimdi çok yavaş akıyor senin yokluğuna […]

, , ,

Nostalji: Güzel İzmir

Alsancak Gündoğdu Meydanı’nda yer yerinden oynuyor, “Her yer Taksim, her yer direniş” nidaları göklere yükseliyordu. Güneş, Karşıyaka sırtlarından batmakla batmamak arasında mütereddit, gökyüzünü mor ve ala boyamaya devam ediyor, ses ve renk harmonisinin ortaya çıkardığı tablo insana huzur veriyordu. Güneşin de Gezi Parkı Direnişi’ne katıldığı izlenimini veren tablo, ressamın fırçasından çıkmış gibiydi. Takvim 31 Mayıs […]

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

“Atlara Fısıldayan Adam”

“Sekiz on yaşlarında olmalıydım. Sıcak bir yaz günü Mehmet Dedem’le birlikte at arabasına binmiş, dar ve toprak bir yolda hızla yol alıyorduk. Dizginler dedemin ellerindeydi. Ben onun yanına oturmuş, etrafı seyrediyordum. Araba giderek hızlanıyor, bir süreden beri saymaya başladığım yolun iki tarafındaki ağaçları saymakta zorlanıyordum. Etraf, Akhisar’ın o müthiş kuru sıcağı ile yeşilden sarıya dönüşmeye […]

, ,

Previous Posts Next posts