Bülent GÜNDOĞMUŞ

Dünyanın Yörüngesi

“…insanlık tarihi sanki her şey insanlığın nihai hedefi olarak uygar toplumları işaret ediyormuş gibi, düz bir çizgi doğrultusunda ilerlememiştir. Tam tersine, her çatallanmada farklı kararlı haller mümkün olmuştur; bu haller gerçeklik kazandıklarında da bir arada ve birbirleriyle etkileşim içinde bulunmuşlardır.” Bu sözler Çizgisel Olmayan Tarih ‘in yazarı Manuel De Landa’ya ait.

Aşağıdaki şekil Ervin Laszlo’nun The Chaos Point, The World at The Crossroads adlı kitabından alınmış olup toplumların, sektörlerin ya şirketlerin çıkış ve çöküş arasındaki dallanma noktasında gidip geldiklerini göstermesi bakımından ilginçtir.

Şekil 1: Dünyanın Yörüngesi

Dallanma                                                            (Şeklin üzerine tıklayın)

Zamanla daha yüksek düzeylere ulaştığımız yerküremizde yapılar karmaşıklaşmakta, daha esnek ve yaratıcı bir dünyaya doğru yol almaktayız. Daha büyük enerji kullanımı nedeniyle artan entropi kullandığımız enformasyonun da arttığına işaret eder. Dünyamızın yörüngesi bu minvalde olup her bir dallanma noktasında olumlu geribeslemer çıkışa, olumsuz geribeslemeler ise çöküşe neden olur.

Fordist Modernlikten Esnek Postmodernliğe

Dünya olup biten olarak sürekli devinim halinde olduğuna göre dünyada neler olup bittiğini öğrenmek hakkımız değil mi? Eğer, olup bitenler bir tekrardan ibaret değilse hızla değişiyoruz. Hele son yirmi yıl boyunca, yoğun bir zaman / mekan sıkışması yaşıyoruz. Bu durum, yapılan ekonomik ve politik uygulamalar, sınıf güç dengeleri ve kültürel toplumsal yaşam üzerinde, insana yönünü şaşırtan sarsıcı bir etki yapıyor. Özetle, değişimi hücrelerimizde yaşıyoruz.

David Harvey’in Postmodernliğin Durumu ’nda yazdığına göre 1972’den bu yana, ekonomik, politik ve kültürel faaliyetlerde köklü bir değişim yaşanmaktadır. Felsefede pragmatizmin yeniden keşfi, tarihte süreksizlik ve farklılığa aşırı vurgu, matematikte belirlenemezlik, kaos ve fraktal geometri, etik politika ve antropolojide ise “öteki” kavramlarının öne çıkması, haleti ruhiyede yaygın ve derin bir değişime işaret eder. Bütün bu örneklerin ortak yanı, evrensel iddiaları olduğu düşünülen geniş ölçekli teorik yorumların, yani üst anlatıların reddedilmesidir. Değişimin iki temel argümanı, kültürel düzeyde modernizmden postmodernizme, ekonomik düzeyde ise Fordizm’den esnek uzmanlaşmaya doğru geçiştir.

Ekonomik düzeyde esnek uzmanlaşma kitlesel üretim anlamına gelen ve adını Henry Ford’dan alan Fordizm’in tersidir. Buna göre, esnek uzmanlaşma ve kitlesel üretim iki ayrı sınai örgütlenme biçimi ya da iki ayrı teknolojik paradigmadır. Kitle üretiminde üretim süreci en uç noktalara kadar standartlaşmıştır. 1970’li yılların başında, pazarların değişen yapısı ve rekabette ortaya çıkan yeni öğeler Fordist Sistem’in tıkanmasına neden olmuş ve sanatta, özellikle mimaride görülen yeni anlayışla birlikte dünyayı bir esneklik sarmıştır. Japonya’da otomotiv sektöründe başlayan “just – in – time” üretim süreci, emek ve birikim süreçlerini de esnekleştirmiştir. Bu süreçte işçiler üretim sürecinin bütününe ilişkin bilgilerle donatılmakta, sistemin esası kişilere yetki devrederek kontrolü arttırmaya dayandırılmaktadır.

Esnek uzmanlaşmanın en önemli sonuçlarından biri Soma maden faciasında yaşadığımız taşeronlaşma süreci olmuştur.

Şekil (2)’yi David Harvey’in Postmodernliğin Durumu adlı eserinden özetleyerek hazırladım. Tablodan anlaşılacağı üzere, postmodernizm, aynı zamanda modernizmin bozulması anlamına geliyor. Modernizm esas olarak eşitlik üzerine kurulurken, postmodernizmde özgürlük öne çıkıyor. Belki de bu iki kavram yeni değerlerde ve başka bir düzlemde birleşecekler. En azından öyle umuyoruz. Modernizm ve postmodernizmin tezahürlerinin hiç olmazsa bir süre daha bir arada yaşayacağını düşünürsek Fordist modernlikten esnek postmodernliğe geçişi yansıtan tabloda yer alan şenliği yaşamamız kaçınılmazdır.

Ancak bu arada Fredric Jameson’un Postmodernizm ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı adlı hacimli ve bu alanda yazılmış en kapsamlı kitabından şu alıntıyı yapmadan geçemeyeceğim: “(Postmodernizm) yalnızca tartışmalara açık bir anlam ifade etmekle kalmaz, aynı zamanda içsel yönden çatışıktır ve çelişkilerle doludur…Postmodernizm, bir kez ve tüm kapsamı içinde belirleyip, bundan sonra rahat bir şekilde kullanabileceğimiz bir kavram değildir.”

Şekil 2: Modernizmden Postmodernizme

Fordist Modernlik

Esnek Postmodernlik

Katılık

Evrenselcilik

Merkezileşme

Devlet İktidarı

Devlet Müdahaleciliği

Ölçek ekomileri

Kitle üretimi

Operasyonel iş yönetimi

Üretim / özgünlük

Stoklu çalışma

Kaynaklar tarafından yönlendirme

Protestan çalışma ahlakı

İşçinin tek bir görev yapması

Öğrenme deneyimi yok

Dikey bütünleşme

Mekansal iş bölümü

Etik

Toplumsallaşma

Oluş / epistemoloji

Üst-teori / anlatı / derinlik

Bütünselleştirme / sentez

Esneklik

Yerelcilik

Ademi merkezleşme

Finansal güç

Bırakınız yapsınlar

Çeşit ekonomileri

Küçük deste üretimi

Stratejik iş yönetimi

Kopyalama / eklektizm

Stoksuz çalışma

Talep tarafından yönlendirme

Geçici sözleşme

Çoklu görev

İş başında öğrenme

Taşerona iş verme

Mekansal bütünleşme

Estetik

Bireyselleşme

Varlık / ontoloji

Dil oyunları / imaj / yüzeysellik

Yapıbozum / antitez

 
Uzun Kondratieff Dalgaları

Dünya ekonomisindeki gelişmeleri elli yıllık aralıklarla izleyen Kondratieff Dalgaları’na göre, batıdaki piyasa ekonomilerinde yirmi beş yıllık genişleme, yirmi beş yıllık daralma dönemleri yaşanmaktadır. Buna göre 21. yüzyıl, genişleyerek yükselen yeni bir dalga ile başlayacaktır. Acaba, 2000 / 2025 dönemi 1945 / 1967-73 döneminin bir tekrarı mı olacaktır? Yani, yeniden otuz muhteşem yılı mı yaşayacağız? Yoksa, artık bir başka döneme mi giriyoruz?

Soğuk savaş nedeniyle donan jeopolitik dengenin yeni dünya düzeniyle birlikte bozularak yerel savaşların çıkmasını kolaylaştırması, kültürel parçalanmanın yarattığı daha eşitlikçi bir toplum özlemleri, yatırımların hızla yön değiştirerek şiddetli bölgesel krizlere neden olması, ekolojik dengenin hızla bozulması, hızlı nüfus artışı ve göçün yarattığı Kuzey /Güney çekişmesi, merkez ülkelerdeki orta sınıfın esnek uzmanlaşma nedeniyle zayıflaması, kırsallığın yok olması ve nihayet piyasa ekonomisinin genişleyecek yeni coğrafyalar bulmakta karşılaşacağı zorluklar 2000 / 2025 döneminin 1945 / 1967-73 döneminin bir tekrarı olacağı konusunda olumlu sinyaller vermiyor. Hatta Immanuel Wallerstein’e göre Liberalizmin Sonu’ nda ifade ettiği gibi kaotik bir döneme giriyor olabiliriz.

Bu analiz, 21. yüzyıla girerken ulus devletin rolünün azalması ile birlikte, sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra, anılan gelişmelerin önemli bir aktörü olan şirketlerin sorumluluklarını öne çıkarmaktadır. Tüketiciyi yanına alarak verilecek kararlar, kaosun başlangıcı olabilecek bu dönemin Kondratieff anlamda göz alıcı bir genişleme dönemine çevrilmesine katkıda bulunabilir. Peki 19. ve 20. yüzyıldan bize kalan nedir?[*]

Notlar


[*] 2000 yılında yazılan bu yazı Uzun 19. Yüzyıl ve Kısa 19. Yüzyıl  başlıklı yazı ile devam edecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>